Makaleler

Vakit iyilik vakti, bu Ramazan ve her Ramazan (II)

60
Dünkü yazımı şu cümleyle bitirmiştim. Zalimin zulmünden milletimizin şefkat ve merhametine sığınan Suriyeli kardeşlerimize zekatımızla, fitremizle, sadakamızla, infakımızla, velhasıl her türden yardımlarımızla yemeleri, giyinmeleri, eğitimleri, barınmaları vs konularda nasıl sahip çıkabiliriz, bunun derdini taşımalıyız. Evet hiç kimse mecbur kalmadan, evini barkını, vatanını, toprağını bırakıp terk-i diyar eylemez. Sevgili Peygamberimiz Medine’ye hicret ederken son kez Mekke’ye şöyle dönüp bir baktığı ve şunları söylediği rivayet edilir: “Ey Mekke! Güzel vatanım! Bilesin ki seni çok seviyorum, mecbur kalmasaydım seni asla terk etmezdim”. Şimdi düşünelim, Suriyeli ya da başka yerlerden evini barkını, dost ve akrabalarını, vatanını terk edenler gelirlerken kaç kez dönüp baktılar ve gözyaşı döktüler acaba.

Evet vakit iyilik vakti, iyilikte yarışma vakti, ecdadın iyilik üzerine kurduğu medeniyete sahip çıkma vakti ve her şeyden daha önemlisi vakit empati yapma vakti, bu ramazan ve her zaman. O zaman Peygamberimiz’in şu muhteşem sözüne kulak verelim: “Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu düşmana teslim etmez. Din kardeşinin ihtiyacını karşılar. Müslümandan bir sıkıntıyı giderenin Allah da kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Bir Müslümanın ayıbını örtenin, Allah da kıyamet gününde ayıplarını örter” (Buhari, Mezalim, 3; Müslim, Birr, 58).Bu hadis-i şerifin de oldukça etkileyici bir şekilde ortaya koyduğu gibi İslam kardeşliğinin gerektirdiği birtakım haklar ve vazifeler vardır. Din kardeşliği kan kardeşliğinden daha kıymetlidir. Kan kardeşi olan insanlar birbirlerine ne kadar düşkün ve birbirlerinin ihtiyaçlarını karşılamada ne kadar sorumlu iseler, din kardeşliği de Müslümanlara en az kan kardeşliğinde olduğu kadar, belki daha da çok sorumluluk yükler. Bu sorumluluk, Kur’an ve Sünnet’in açık nassları ile belirlenmiştir. Bu sebeple dini, İslam’ı Allah’la kul arasındaki ilişkilerden ibaret görmek, İslam’ı iyi bilmemekten ve anlamamış olmaktan kaynaklanan büyük bir yanlıştır. Çünkü İslam, hayatımızın her alanını tanzim edici hükümler getirmiştir. Bu yüzden Müslümanların, güçleri yettiği nispette birbirlerinin ihtiyaçlarını karşılamaları, İslam kardeşliğinin gereğidir. İhtiyaçlar, maddi ve manevi nitelikli olabilir. İhtiyacı karşılama bizzat ve fiilen olabileceği gibi, sebep ve vesile olmak şeklinde de gerçekleşebilir. Çünkü bir insan çoğu kere her türlü ihtiyacını karşılamaya kendisi güç yetiremeyebilir. Peygamber Efendimiz mü’minlerin her türlü ihtiyacı ile ilgilenir ve onların sıkıntılarını gidermeye çalışırdı. Sahabe paylaşmayı bilen bir topluluktu. Onlar İslam kardeşliğinin en mükemmel örneklerini sergilediler. Günümüzde Müslümanların en büyük noksanı ve kusuru, din kardeşliğinin icabı olan hak ve vecibeleri gerektiği şekilde yerine getirmemeleri ve ferdî bir hayat sürmeyi yeğlemiş olmalarıdır. Bu sebeple aralarındaki mesafe açılmakta, sorumluluk hissi kaybolmakta, kin, buğz ve nefret gibi İslam’ın kesin olarak yasakladığı kötü hasletler toplumu kasıp kavurmaktadır (Bkz. Riyazü’s-Sâlihîn, terc. ve şerh, Y. Kandemir ve heyet, s.288-289).

Dünkü yazımızda Müslümanlar arasındaki iyilik bağlarını güçlendiren ve yukarıda bahsedilen ilkelere uyan bazı iyilik hareketlerinden örnekler vermiştik. Bugün de on sene önce bir vesileyle gittiğim Nijerya Kaduna Üniversitesi’nde yaşadığım bir anekdotu paylaşmak isterim. Üniversiteyi ziyaretimizde Tarih bölüm başkanı Türkiye’den lisans üstü çalışma yapacak bir öğrenci göndermemizi, ona üniversitelerinde “Nijerya’da Osmanlı İzleri” isimli bir konu çalıştırabileceğini ifade etti. “Nijerya’da Osmanlı izleri var mı?” sorumuza “IV. Murat zamanında Nijerya’da yaşanan açlık sebebiyle Osmanlı oraya bir bölük askerle yardım göndermiş. O tarihten yani 1640’lı yıllardan beri Osmanlı askerlerinden kalma bazı eşyaları muhafaza ediyoruz. O askerlerden kimisi dönmeyerek burada kalmış olabilir. Kabirleri, soylarının devam edip etmediği araştırılabilir” vs. içerikli bir cevap vermişti. Günümüzde uçakla yaklaşık 10 saat süren Nijerya’ya o günün şartlarında nasıl gittiler acaba.

İşte iyilik hareketi budur. Peygamberimiz’in “mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve bir diğerini korumakta bir vücut gibidirler. Vücudun herhangi bir organı rahatsız olunca diğer organları da bu yüzden rahatsız olur” (Buhari, Edeb, 27; Müslim, Birr, 66) sözü işte yukarıdaki iyilik hareketini gerçekleştiren ruhu doğurmuştur. Ecdadımız bu acıyı yüreğinin ta derinliklerinde duyduğu için aylarca yürüyerek yiyeceğe, giyeceğe, zalimlerin zulmünden kurtarılmaya muhtaç olan insanların imdadına koşmuşlardır. Bugün elimizde bu kadar imkan varken, ecdadımızın on ayda gittiği yere on saatte gidebilirken ve daha da önemlisi şu an ülkemize sığınmış olan iki milyon civarında muhacire ensar olmak fırsatı önümüzde dururken bu fırsatı değerlendiremezsek iyilik medeniyetinin varisleri olma özelliğimizi kaybederiz. Bundan daha büyük bir kayıp olabilir mi? O zaman şu ayeti dilimize zikir yaparak ramazan ayını iyilik yapma ruhumuzu geliştirmeye vesile kılmasını dileyelim: “Sevdiğiniz şeylerden vermedikçe iyiliğe ulaşamazsınız. Her ne sarfederseniz şüphesiz Allah onu hakkıyla bilendir” (Âl-i İmran, 92).

Prof.Dr. Ali ERBAŞ

Diyanet İşleri Başkanı

Diyanet İşleri Başkanı