Makaleler

Sevgi Medeniyeti İslam ve Batının İslamofobia Tutkusu (I)

71
Batı’da, İslam’ı ve Müslümanları tahkir etmek ve yıpratmak için pek çok iddia ve iftira Ortaçağ’dan bugüne süregelmektedir. Ortaçağda kitap ve makalelerle yapılan bu iddia ve iftiralar modern dönemde karikatür ve filmlerle de desteklenerek devam etmekte, İslam ve Müslümanlar özellikle şiddet ile özdeşleştirilmeye çalışılmaktadır. Öyle ki, bu konularda en çok dikkatli olması gereken Kilise’nin tepe noktasındaki yetkilileri dahi zaman zaman İslamofobia (İslam korkusu-korkulan İslam) propagandalarından etkilenerek, İslam dünyasını ve Müslümanları rencide eden ve üzen açıklamalarda bulunmaktadırlar. Dünyaya bir sevgi medeniyeti kazandırmış olan İslam’ın güler yüzüne karşı insanları körleştirmek için kendi elleriyle ürettikleri terör örgütlerini Müslümanların temsilcileriymiş gibi göstererek yine kendi ürettikleri İslamofobia planına destek olmaya çalışmaktadırlar. Lünaparkta bindiği bir aletin hız ve yüksekliğine dayanamayarak korkudan “Allahuekber” diyen bir televizyoncuyu dahi İslamcı terörist ilan edecek kadar sınır tanımayan bir aşamaya gelmiş dayanmış Batı’nın İslamofobia tutkusu. Planladıkları terör olaylarında ölenin de öldürenin de “Allahuekber” demesi ve bunu medyaları aracılığı ile bütün dünyaya yansıtmaları bu en yüce ifadeyi bile İslamofobia planlarına nasıl alet ettiklerinin en çarpıcı örneklerinden biridir.
Her vesileyle İslam’ın bir sevgi medeniyeti kurduğunu, asırlarca pek çok farklı ırktan, farklı dinden ve milletten insanları bir arada yaşamalarını sağlayacak alt yapıyı oluşturduğunu ve bu konuda dünyaya örnek olduğunu ısrarla ifade etmemize rağmen, İslamofobia tutkunları İslam’ın daha başlangıçta saldırı ve şiddeti ön plana çıkararak yayıldığını iddia etmektedirler. Böyle bir iddia İslam’a yapılabilecek en büyük iftira ve haksızlıklardan biridir. Zira Peygamberimiz (sav) Mekke’de doğmuş, yetim olarak büyümüş, güç odaklarıyla asla beraber olmamış, hep kimsesizlerin, garip-gurabanın, fakir fukaranın, mazlumların, ezilenlerin ve hakkın yanında olmuş, onların gönüllerini kazanmıştır. Kendisine yapılan tekliflerin hiç birisine tenezzül etmeyerek, “ayı sağ elime, güneşi de sol elime verseniz yine de bu davadan vazgeçmem” diyerek ezilmişlerin, mazlumların, kimsesizlerin, kölelerin, çaresizlerin, haksızlığa uğrayanların sığınağı olmuştur. Evet İslam’ın kılıcı hep oldu ancak her zaman mazlumları, ezilmişleri, fakir-fukarayı, garip gurebayı saldırganların, zalimlerin, sömürgecilerin, haksızların, ezenlerin zulümlerinden ve şerlerinden korumak için kullanıldı. Nerede bir zulüm ve haksızlık varsa, din, ırk ve dil ayırımı yapmadan İslam’ın kılıcı orada oldu. Haksızların karşısında, haklının yanında; zalimlerin karşısında mazlumların yanında oldu. İslam tarihi bunun örnekleriyle doludur. “Ey insanlar! Düşmanla karşılaşmayı istemeyin. Allah’tan afiyet dileyin. Onlarla karşılaştığınızda ise, sabredin. Bilin ki Cennet kılıçların gölgesi altındadır (Buhari, Cihad, 22)” hadisini böylesi hikmet dolu bir pencereden okumak gerekir. Yani zulmü ve haksızlığı ortadan kaldırmak için kalkan kılıç, sahibine cennet va’detmektedir.
Sevgi medeniyetinin kurucusu Hz. Muhammed’in (sav) ne peygamberlik öncesi, ne de peygamberlik sonrası hiç kimseyi kırdığına kimse şahit olmamıştır. Daha Medine’ye hicret etmeden oradaki insanlardan bir kısmı onun gönderdiği mesajların etkisi ile Müslüman olmuşlardı. Hicret ederek Medine’ye yerleşmesine hiç kimse engel olmamış, engel olmak bir yana onun Medine’ye girişini büyük bir sevinç ve heyecanla karşılamışlardı. Medine’de tarihte benzerine pek rastlanılmayan bir kardeşlik örneği başlatmıştı ki, Mekkeli bir aile ile Medineli bir aileyi kardeş ilan etmişti. Medinelilerin göstermiş oldukları kardeşlik ve yardım onların tarihte asla unutulmayacak ve kendileri için özel olan bir ismin doğmasına vesile olmuştur: Ensar.
Sadece Müslümanlar arasında değil, diğer din mensupları ve müşrik kalanlar ile de birlikte yaşamanın en iyi örnekleri diyebileceğimiz sahneler sergilenmiştir. Medine nüfusunun yarısına yakını yahudi idi. % 35’i Müslüman olmuş, % 15’i de müşrik olarak devam ediyordu. Peygamberimiz (sav) tarihte “Medine Sözleşmesi” adıyla yerini almış olan 52 maddelik anlaşmayla farklı inançtaki insanların bir arada yaşaması imkânının temellerini attı. Esasen “din mensupları arası ilişkiler” veya “kültürlerarası ilişkiler” üzerinde çalışanların başvurmaları gereken en önemli örneklerden birisiydi Medine Sözleşmesi. Mekke’de kabileler arasında bile onlarca yıl süren savaşların olduğu bir anlayıştan gelen insanlardan oluşan bir toplumda böyle bir medeniyet anlayışının doğuyor olması büyük bir devrim idi.
“Kendisine kız çocuğu doğduğu haberi verilen bir kimsenin utançtan yüzünün simsiyah kesildiği” (Nahl, 58.) gibi bir anlayışa sahip bir toplumu “eşlerinizle güzel geçinin” (Nisa, 19) “Sizin en hayırlınız kadınlarına karşı en hayırlı olandır” (Tirmizî, İman 6); “üç, iki, ya da bir kız çocuğu olup da onları iyi bir şekilde yetiştirip eğitimini vererek hayata hazırlayan anne-babalar için cennette beraberiz” (Müslim, Tirmizi.); “Cennet annelerin ayakları altındadır” (Nesai, Cihad, 6.) vb ayet ve hadislerle ve Veda Hutbesi’nde “kadınlarınızın da sizin üzerinizde hakları vardır…” diye devam eden hitabetiyle şiddet toplumunu sevgi toplumuna dönüştürmeye çalışması insanların yeni şahit oldukları gelişmeler idi. Peygamberimiz “sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de gerçekten iman etmiş olamazsınız” (Buhari, İman, 6-7) vb hadisleriyle de bu anlayışı taçlandırıyor ve sevgi medeniyetinin temellerini atıyordu. Konu bitmedi, yarın tamamlayalım inşaallah.

Prof.Dr. Ali ERBAŞ

Diyanet İşleri Başkanı

Diyanet İşleri Başkanı