Makaleler

Ramazan ve Kur’an

88
Ramazan ve Kur’an, birbirine ne kadar da yakışan iki kelime. İkisi arasında birbirinden ayrılmaz bir ilişki var. Zira Kur’an Ramazan’da indi, Ramazan ise Kur’an’da ismi geçen yegâne aydır ve faziletini Kur’an’da geçişinden ve oruç ayı oluşundan almaktadır. Bu sebeple Ramazan ayı Kur’an ayı diye anılmakta ve bu ayda Kur’an’la olan birlikteliğimiz daha da önem taşımaktadır.
Bu vesileyle Kur’an’ı daha iyi tanımamız için bazı yönlerini hatırlamaya çalışalım. Kur’an, Allah tarafından Cebrâil vasıtasıyla mahiyeti bilinmeyen bir şekilde son peygamber Hz. Muhammed’e indirilen, Mushaflarda yazılan, tevâtürle nakledilen, okunmasıyla ibadet edilen, Fatiha suresiyle başlayıp Nâs suresiyle biten, başkalarının benzerini getirmekten aciz kaldığı Arapça mûciz bir kelamdır. Bu kelamın Kur’an dışında bazı isimleri daha vardır, bunlardan en meşhurları Tenzîl, Kitâb, Furkan, Zikir, Vahiy ve Kelamullah’tır. Kur’an, Arapça inmiş olmakla birlikte kelimelerin seçiminde, cümlelerin teşkilinde ve konuların ifadeye dökülmesinde Arapça’daki yaygın şekillere göre farklılık gösteren, kendine has eşsiz bir anlatım tarzına sahiptir.

Kaynaklarda Kur’an’ın dili ve üslûbu hakkında belirtilen özelliklerden belli başlıları şunlardır: 1. Mevcut edebî şekillerden farklıdır. 2. Lafız ve mana dengesi tamdır. Kur’an ifadelerini oluşturan kelimeler öyle seçilmiştir ki, bunlar maksadı eksik ve fazla olmadan anlatır. 3. Gönüllere tesir eder, okunduğunda ve dinlenildiğinde insanı etkisi altına alıp kendine çeken ve onu kuşatan bir özelliği vardır. Bazı ayetler kulaklara çarptığı anda insana sevinç ve haz verir, ferahlatır; bazı ayetler de korku ve dehşetle ürpertir. Birçok gayri Müslim Kur’an’ın bu etkisi sayesinde Müslüman olmuş, düşmanlıkları dostluklara, inkarları imana dönüşmüştür. İslam’ın ilk yıllarında bir grubun Medine’den gelip Hz. Peygamber’den Kur’an’ı dinledikten sonra iman etmesi ve ardından İslam’ın Medine’de yayılması, Hz. Ömer’in Tâhâ suresini dinleyince bundan etkilenip Müslüman olması, Cübeyr b. Mut’im’in Peygamberimiz’den Tûr suresini işitince hissettiği tesiri, “sanki kalbim çatlayacak sandım” şeklinde ifade etmesi (Müsned, IV, 83, 85) gibi olaylar bunun örneklerindendir. 4. Ses ve terkip nizamında muhteşem bir ahenk ortaya çıkar. Harflerin, kelimelerin ve cümlelerin seslendirilmesi esnasında ortaya çıkan, kulağa hoş gelen, diğer söz türlerinde hiç rastlanmayan bir musıkî vardır. Arapça bilmeyen bir kişi bile onu güzel sesle okuyan birini dinlediği zaman bu farkı ve etkili âhengi hemen hisseder. 5. Edebî tasvirleri açısından bakıldığında Kur’an’ın nazmındaki musıkîye ve cümle terkiplerindeki intizam ve irtibata ilave olarak kendine özgü şiirsel ve insanları cezbeden, onları Kur’an’ın güzelliğine götüren tasvir üslûbu da onun i’caz yönlerinden biri olarak görülür. 6. Edebî türlerin hepsinde mükemmeldir. 7. Aynı anda farklı seviyelere, akla ve duyguya dengeli olarak hitap eder (Daha geniş bilgi için bkz. Diyanet İslam Ansiklopedisi, 26, 383-397).

Kısaca özetlemeye çalıştığımız bazı özellikleriyle en büyük mucize olarak önümüzde duran yüce Kur’an’dan yeterince istifade edebiliyor muyuz? İşte fırsat, Kur’an ayında bu mucize kitabı okumasını bilmeyenler öğrenmeli, öğrenenler anlamaya çalışmalı, sonra hayatını ona göre tanzim etmeli. Bu çabaların hepsi daha iyi bir Müslüman olmak ve Kur’an’dan daha fazla istifade etmek içindir. Tıpkı Allah Rasulü (sav) gibi, tıpkı ashab-ı kiram gibi. Hz. Aişe validemize “Peygamberimiz’i bize anlatır mısın?” dediklerinde “siz hiç Kur’an okumaz mısınız?” diye cevap veriyor. Yani Peygamberimiz’in hayatının Kur’an’ı uygulaması olduğuna işaret ediyor. Bizim için ne büyük bir ders.

Kur’an’ı anlamak için okumak lazım. Her okuduğumuzda sanki yeni inmişcesine hem lafzı ve hem de manası tazeliğini korumaktadır. Ancak manasına daha iyi nüfuz edebilmek için farklı eserler okuyarak altyapıyı iyi oluşturmak gerekir. Her kitap Allah’ın Kitabı’nı daha iyi anlamak için okunur. Örneğin, astronomi konusunda bir şeyler okuyan bir kişi okumayana göre mesela Yasin suresindeki “güneş, kendisi için belirlenen yerde akar; işte bu azîz ve alîm olan Allah’ın takdiridir. Ay için de bir takım menziller (yörüngeler) takdir ettik…” (Yasin, 38-40) diye devam eden ayetleri daha iyi anlar. Eğer o kişi astronomi konusunda okuduklarını Kur’an’ı daha iyi anlamak için okursa o takdirde ibadet de yapmış olur.
Öyleyse bizi okumaya ve Kur’an’ı anlayıp yaşamaya teşvik etmesi niyetiyle şu ayeti dilimize zikir yapalım: “Andolsun Biz Kur’an’ı düşünmek için kolaylaştırdık; fakat düşünen mi var” (Kamer, 17). Vakit geçmeden, fırsatlar kaçmadan öğrenelim, okuyalım, anlayalım ve yaşayalım; kolaylık Allah’tandır.

Yeni Şafak 23 Haziran 2015

Prof.Dr. Ali ERBAŞ

Diyanet İşleri Başkanı

Diyanet İşleri Başkanı