Makaleler

Ramazan: En büyük ibadet ayı

114
Ramazan, başından sonuna kadar ibadetle geçirilmesi gereken bir aydır. Zira bu ay söz konusu olduğunda ilk on gününün rahmet, ikinci on gününün mağfiret, son on gününün ise cehennem azabından kurtulma günleri olduğu hemen hatırlanır. Hele her gününün oruçla geçiriliyor olması bu ayın faziletini daha da artırmaktadır. Oruç öyle bir ibadet ki, kudsi hadisin ifadesiyle Ademoğlunun her amelinin karşılığının kendisine kat kat, hatta on katından yüz katına kadar verilmesine rağmen onun mükafatını ancak Allah verir. Gerekçe olarak da oruçlunun yemesini ve içmesini sırf Allah için terk etmesi gösterilmektedir (Bkz. Müslim, Sıyam, 30). Yine peygamberimizin ifadelerinden cennette Reyyan denilen bir kapının olduğu, kıyamet gününde bu kapıdan ancak oruç tutanların girebileceği, oruçlular girdikten sonra bu kapının kapanacağı ve başka kimsenin giremeyeceği belirtilmektedir (Buhari, Savm, 4). Ayrıca orucun, oruçluyu kötülüklerden korumak için bir kalkan olduğunu, oruçlunun kötü söz söylememesi gerektiğini, kendisi ile tartışıp kavga etmek isteyene iki defa “ben oruçluyum” demesinin uygun olacağını tavsiye etmektedir (Buhari, Savm, 2).
O zaman, Kur’an’ın kendisinde indiği, bin aydan daha hayırlı Kadir gecesinin, teravih namazının, fıtır sadakasının, Allah Rasulü tarafından kendisinde bereket olduğu ifade edilen sahurun, iftarın içinde bulunduğu ve en önemlisi mükafatını ancak Allah Teala’nın verebileceği orucun başından sonuna kadar kapsadığı en büyük ibadet ayı ramazanı nasıl değerlendireceğiz? Bunun cevabını gelin İbn Abbas (ra)’dan öğrenelim: “Allah Rasulü insanların en cömerdi idi. Kendisine vahiy getiren melek Cebrâil (as) ile ramazan ayında karşılaştığı zaman cömertliği doruk noktasına ulaşırdı. Cebrâil (as) ramazanın her gecesinde Allah Rasulü ile buluşup Kur’an okurlardı. Böylece peygamberimiz Cebrâil (as) ile buluştuğunda insanlara rahmet getiren rüzgardan daha cömert, daha faydalı olurdu” (Buhari, Savm, 7). Hz. Aişe ise, ramazanın son on günü girince peygamberimizin ibadet konusunda ciddi gayret gösterdiğini, geceyi ibadetle geçirip, ailesini de ibadet için uyandırdığını ifade etmektedir (Buhari, Teravih, 5).Ramazan ayının kıymetini bu kadar artıran oruç ibadetinin yerine getirilmesinde oldukça hassas davranmak gerekir. Onun sıhhatine zarar verici davranışlardan uzak durmak hayati önemi haizdir. Örneğin Allah Teala yalan söylemeyi ve yalanla iş yapmayı terk etmeyen kişinin yemesini ve içmesini bırakmasına yani tuttuğu oruca değer vermez (Buhari, Savm, 8). Bu şekilde kötü amellerle orucun amacına uygun olmayan davranışlar içerisinde olan kimselerin ellerine açlık ve susuzluktan başka bir şey geçmeyeceği peygamberimizin dikkat çektiği hususlardandır (bkz. İbn. Mace, Sıyam, 21).

Amacına uygun bir ruhla oruç tutan insanda başkalarına yardım etme duyguları gelişir. Varlıklı insanlar tuttukları orucun nefse olan etkisini tadar ve yıl boyu açlık ve yokluk içinde kıvranan fakir fukara, garip guraba insanları düşünür; onlara karşı gönlünde şefkat ve yardım duyguları harekete geçer. Hz. Aişe peygamberimizin vefatından sonra ne zaman yemek yese, onu hatırlayarak ağlamaya başlardı. Kendisine niçin ağladığı sorulduğunda şu cevabı vermiştir: “Rasulüllah (sav) doyasıya bir günde iki defa yemek yememiştir. Onu hatırladığım için ağlıyorum” (Tirmizi, Zühd, 38).

Şimdi düşünme zamanı, dünyada her üç buçuk saniyede bir insanın açlıktan öldüğü bir zaman diliminde yaşıyoruz. Yapılan araştırmalara göre her üç buçuk dört saniyede bir insan da fazla yemekten ölmektedir. Dengesi bu kadar bozulmuş bir dünyaya oruç ayı ramazanda Müslümanların vereceği bir mesaj olmalı. “Yeyiniz, içiniz, fakat israf etmeyiniz, Allah israf edenleri sevmez” (A’raf, 31) ayetini iftar sofralarında hiç aklımızdan çıkarmamalıyız. Denge dini İslam’ın hem de oruçlu Müslümanlarının iftar sofraları bu dengenin biraz daha bozulmasına ortak olmamalı. Tıpkı Hz. Aişe validemiz gibi peygamberimizi ve onun bugün açlık ve yokluk çeken ümmetini hatırlamalı ve yardım elini onlara uzatmalı. Bunun için ruhumuzun eğitime ihtiyacı var. Oruç madem ki bizim için aynı zamanda bir maneviyat eğitimidir. O zaman yukarıda bahsettiğimiz, Allah Rasulü’nün ramazan ayını nasıl değerlendirdiği ile ilgili bilgiden istifade ederek bizim de bu eğitime kendimizi tabi tutmamız gerekecektir. Kıldığımız namazlar, okuduğumuz ayetler, çektiğimiz zikirler, tesbihler, yaptığımız tefekkürler, sahuruyla, imsakıyla, iftarıyla, teravihiyle, mukabelesiyle, zekatıyla, fitresiyle, sadaka ve fakir fukara, garip gurabaya yardım seferberliği ile vs. tüm unsurlarıyla ramazan bizi takvâ sahibi bir Müslüman yapmalı.