Makaleler

Paylaşma ve yardımlaşmanın zirve noktası: Zekat

124
Oruçta olduğu gibi zekatın da öncekilere gönderildiği ile ilgili Kur’an’da açıkça bir bilgi yoktur. Günümüzde yaşayan dinlerin kutsal metinlerinden de İslam’daki özelliği ile zekata benzer bir uygulamaya rastlayamıyoruz. Belki insanlara yardım sadedinde değerlendirilebilecek bazı tavsiyelere yer verilmekte ancak bunların iman esasları içerisinde yer almadığı net olarak görülmektedir. Buna göre zekat, evrensel peygamber Hz. Muhammed’in tebliğ ettiği evrensel dinin sosyolojik yapısını öne çıkarıcı ve üstelik farz olmakla da Müslümanların keyfine bırakılmayacak kadar önemli bir ibadettir.
Sözlükte artma çoğalma ve temizlik anlamlarına gelen zekat Kur’an’da genel olarak namaz ile birlikte anılmaktadır. Geçtiği yerlerin çoğunda “ve ekîmüssalâte ve âtüzzekâte” (namazı kılın, zekatı verin) ifadesiyle emredilirken bir yerde “vellezinehüm lizzekâti fâilûn (onlar ki, zekat için yaparlar)” (Mü’minûn, 4) ayetiyle dikkatlere sunulmaktadır. Surenin ilk ayetlerinde mü’minler için kurtuluşun ilkeleri sıralanırken namazın ardından yine hemen zekat ibadedetinin emredilmesi ve üstelik farklı bir üslupla yer verilmesi oldukça manidardır. “lizzekâti fâilûn” ifadesini lafzî çeviri yaparak “zekat için yaparlar” diye bilinçli olarak yazdım. Yani zekat için çalışırlar, işlerini yaparken zihinlerinin bir köşesinde zekat ibadetini hep canlı tutarlar demektir.

Tefsirini büyük oranda toplumsal problemleri dikkate alarak ve bunlara çözüm arayarak kaleme alan Seyyid Kutub bu ayet ile ilgili şunları söylüyor: “Zekât, kalp ve malın temizliğidir: Kalbin cimrilikten temizlenmesi, kişinin bencillikten kurtulmasıdır, şeytanın fakirlik konusunda verdiği vesveselere üstün gelmesidir. Allah katındaki karşılık ve mükafata güvenmesidir. Mal için temizliktir zekât. Geri kalanını da temiz ve helal kılar. Zorunlu durumların dışında artık hiç kimsenin hakkı yoktur bu malda. Bu mal etrafında herhangi bir kuşku, herhangi bir dedikodu çıkarılamaz. Zekât, toplumun bir kesimi, her şeyden mahrum, yoksulluk içinde yaşarken diğer kesiminin bolluk içinde tantanalı bir hayat yaşamasından dolayı meydana gelen dengesizliğe karşı koruyucu bir kalkandır. Zekât bütün fertler için toplumsal bir güvencedir. Çaresizlerin toplumsal garantisidir. Çözülmeye ve dağılmaya karşı toplumun sigortasıdır” (Fîzilâli’l-Kur’an, Mü’minûn, 4’ün tefsiri).

Zekatın sosyolojik ve psikolojik işlevini ne kadar da güzel dile getiriyor merhum Seyyid Kutub. İslam, kendi medeniyetini inşa ederken sosyal katmanlar arasında uçurum haline gelmiş dengesizliği ortadan kaldırmak ve denge medeniyeti olduğunu tüm insanlığa ilan etmek için, fakir fukaranın, garip gurabânın, ezilmişlerin, sömürülmüşlerin durumlarını iyileştirmeye yönelik hükümler koyuyordu. Psikolojik olarak da mal sahiplerine şu mesaj veriliyordu: “Mal ve mülkün esas sahibi Allah’tır. Sen şimdilik bunun bekçisisin. Tamamını kendi nefsini tatmin için kullanamazsın. Bu malın şu kadar miktarını hesaplayıp şu kimselere vereceksin. Bu Allah’ın kesin bir emridir, yani farzdır vs.” gibi uyarılarla dünyanın dengesinin bozulması önünde büyük bir işlev görmektedir.
Zekatın paylaşım ve yardımlaşma medeniyetine sağladığı katkıları kısaca şöyle özetleyebiliriz: Zekat hem malı temizler, bereketlendirir, çoğalmasını sağlar, hem de mal sahibinin gönlünü zenginleştirir, ahlakını yükseltir, mala olan hırsını azaltır, şükrünü artırır. Fakir ve zengin arasındaki soğukluğu ve hasedi giderir, onları birbirine yaklaştırır, aralarında doğabilecek dengesizlikleri ortadan kaldırır. Fakir, zekatını veren zengine “Allah daha çok versin” diye dua eder. Zekatını veren zenginin tattığı mutluluğu gören fakir de aynısını yaşayabilmek amacıyla zekat verebilecek duruma gelmek için gayret eder, daha çok çalışır.

İyiliği tüm çağlara ve tüm coğrafyalara taşımayı va’deden İslam’ın mü’minleri zekatını titizlikle hesabedip muhtaçlara ulaştırmalı. Müslümanların zekat potansiyeli yeryüzünde aç ve açıkta Müslüman bırakmayacak kadar yükûn tutmaktadır. Bugün dengesi bozulmuş dünyanın zekatla tedaviye ne kadar da ihtiyacı vardır. Bu sebeple Müslümanların yeniden bir zekat eğitimine tâbî tutulmaları gerekir. Ramazanın yüreklere nüfuz eden manevi atmosferinden de istifade ederek zekatın önemi her vesileyle anlatılmalı, hatırlatılmalı. Hatta Kur’an ayı, oruç ayı tanımlamalarına bir de “zekat ayı” ilave edilerek, Müslümanların zekatlarını bu ayda vermelerini gelenek haline getirmeleri temin edilmeli. Ayetler, hadisler, sahabe sözleri, peygamberimizin uygulamaları canalıcı vurgularla sık sık tekrarlanmalı. Örneğin şu ayet esasında Müslümanları ürpertmeli ve hemen hiç beklemeden zekatını hesaplayıp vererek malını temizlemelerini ve kıyamet günündeki azaptan kurtulmalarını sağlamalıdır: “Cehennem ateşinde kızdırılıp bunlarla onların alınları, yanları ve sırtları dağlanacağı gün (onlara): “işte bu kendiniz için biriktirdiğiniz servettir. Artık yığmakta olduğunuz şeylerin azabını tadın (denilir)” (Tevbe, 35).

Yeni Şafak 08 Temmuz 2015