Makaleler

Noel’in tarihî seyri

268

Noel’in tarihî seyri

Prof. Dr. Ali Erbaş – DİB Eğitim Hizmetleri Genel Müdürü

Noel, kök itibarıyla Galya dilindeki (Keltce) yeni manasına gelen “noio” ile güneş manasına gelen “hel”in birleşmesiyle meydana gelmekte ve “yeni güneş” sözünü ifade etmektedir. Kışın gündönümü anında güneşin yeniden doğuşuna işaret eden bu kelime Latince “calendas” terimiyle ifade edilen “ilk gün, ayın yeni günü” manalarına gelmektedir. Menşe olarak Hristiyanlığa ait bir kelime olmamasına rağmen, dinî çerçevede ele alındığında, Hz. İsa’nın doğumunu çağrıştıran ve “doğum günü” manasına gelen Latince “natalis” teriminden türetildiği belirtilmektedir. (Catherine Lepagnol, Biografie du Pere Noel, Paris 1979, s. 11.) Buradan hareketle insanlara bir ışık getiren “Tanrı’nın Oğlu”nun, yeryüzünde Tanrı’nın cisimleşmiş bir şekli olarak görünmesidir ve bu bağlamda İsa’nın doğuşunun hatırasına kutlanan bir bayramdır.” tarzında izahlar da yapılmaktadır.

Noel teriminin Hz. İsa’nın doğum günü manasına kullanılması ve doğumuyla ilgili birtakım tarihlerin ortaya atılması, dikkatleri bu konuda herhangi bir belgenin olup olmadığı ve verilen tarihlerin doğruluk derecesinin ne olduğu noktasına çekmektedir.

Hristiyan ilahiyatçıları Hz. İsa’nın doğumuyla ilgili net olmayan, tahmini ve dolaylı bazı tarihler vermektedirler. Ritüel kitaplarında aynı zamanda ilahi olarak da söyledikleri bir pasajda şu bilgiler yer almaktadır:

“Dünyanın yaratılışından yüzyıllar sonra; Tufan’dan uzun zaman sonra; İbrahim’in doğumundan iki bin yıl sonra; Musa’dan bin beş yüz yıl sonra; Kral Davut’tan yaklaşık bin yıl sonra; Daniel’in peygamberliğinin yetmiş beşinci yılında; yüz doksan dördüncü Olimpiyat’ta; Roma’nın kuruluşunun yedi yüz elli ikinci ve Imparator Octave Augustus’ün kırk ikinci yaşında ezeli Baba’nın oğlu ezeli Tanrı İsa-Mesih Yahuda’nın Betlehem (Kudüs) şehrinde Bakire Meryem’den doğdu.” (Le Pere Feder, Missel Quotudien Français, Paris 1967, s. 41.)

XIX. yüzyılın en önemli filozof ve dinler tarihçilerinden biri olan Ernest Renan (1823-1892) İsa’nın Hayatı isimli eserinde Hz. İsa’nın doğum tarihinin iyi bilinmediğini, Augustus devrinde Roma’nın 750. senesine doğru ve muhtemelen milattan bir kaç sene önce vuku bulduğunu belirtmektedir. (E. Renan, İsa’nın Hayatı, çev. Ziya Halis, İstanbul 1992, s.17.) Bazı yazarlar bu tarihi milattan 10 yıl öncesine kadar götürmektedirler. Bu konudaki farklılıkların Ortaçağ’da yaşamış bir Hristiyan keşişin düzenlediği takvimden kaynaklandığı ileri sürülmektedir.

Bütün bu rivayetlerden hareketle Hz. İsa’nın doğumu konusunda ne yıl olarak, ne de gün olarak net bir kanaate varılabilme imkânı vardır. Batı Kilisesi’nin kabul ettiği 25 Aralık günü antik Roma’nın pagan kutlamalarına dayandırılmış, Doğu Kiliseleri’nin kabul ettiği 6 Ocak tarihi ise, muhtemelen Hristiyanlık öncesi Grekler arasında kutlanan ve Zaman’ın doğumu manasına gelen Aion’un kutlandığı tarihin yerine konulmuştur.

Hz. İsa’nın doğumunun anısına yapılan bayramların gelişiminin Kapadokya’da 380 yılına doğru başladığı, bu bayramların gayesinin ise manevi hayatı kuvvetlendirmek olduğu belirtilmektedir. Noel Bayramı, kilise Babalarından Saint-Etienn’e göre sürekli olarak 26 Aralık, Saint-Pierre, Saint-Jacques, Saint-Jean’a göre 27 Aralık, Saint-Paul’e göre ise 28 Aralık günüdür. Kapadokyalı Kilise Babaları ise 25 Aralık ile 6 Ocak arasını bayram günleri olarak kabul etmektedirler. 373 yılına doğru kutlanan Epiphanie Bayramı, Tanrı’nın (İsa) beşerî tabiatını ön plana çıkaran büyük bir tören idi. 380’e doğru bu bayram öneminden bir şey kaybetmeksizin “Işıklar Bayramı” adı altında 6 ve 7 Ocak günlerinde kutlanan Mesih’in vaftizi törenine dönüştü. Rabbin Enkarnasyonu, “Theophonie” veya “Nativite” (Kutsal Doğum) ismi altında 25 Aralıkta kutlanmaktaydı. Aynı çağda 26, 27 ve belki de 28 Aralık günlerinde kutlanan “Şehitler” ve “Havariler Bayramı”na bir de 1 Ocak’ta kutlanan “Piskopos Bayramı” eklendi. Bu şekilde Paskalya sırrı etrafındaki bayramları düzenleyen yıllık çerçeve içinde bir kült birliği kendini göstermeye başladı. (Justin Mossay, Les Fetes de Noel et d’Epiphanie d’Apres Les Sources Litteraires Cappadociennes de IV.Siecle, Louvain 1965, s. 61-65.)

Noel gecesi, Hristiyan dünyasının folklorik dinî geleneklerinde bir mucizeler gecesi olarak değerlendirilmektedir. Bu gecede esrarengiz bir kişi büyük ve küçüklerin hayranlık uyandıran bakışları altında, neşe içinde hediyeler taşıyarak gelir. Günümüzde bu esrarengiz şahsa Noel Baba denmektedir. Fakat şimdiye kadar birçok kişinin Noel Baba olarak ortaya çıktığı da bir gerçektir. Bu kişiler çok küçük farklılıklarla Noel Baba rolünü üstlenirler. XIX. yüzyılda 1880-1914 yılları arasında Noel Baba’yı temsil eden kişiler çocuklara hediyeler taşıyan rolleriyle karakterize edilmişlerdir. (Lepagnol, a.g.e., s. 58-59.)

M.S. III. yüzyılda Myre’de yani Antalya’nın Demre ilçesinde doğduğuna ve doğduğu gün aralıksız olarak üç saat ayakta durabildiğine inanılan Aziz Nicolas, XIX. yüzyılda ikonografide çok kullanılmıştır. Bu yüzyılın başından itibaren kitaplarda, kartpostallarda ve çocuk dergilerinde resim olarak görülmektedir. Hatta bir ara “Aziz Nicolas” isimli bir gazete bile çıkarılmıştır. Onun “hediyeler dağıtıcı” rolüne ait çok eski izlere rastlansa bile, bu çağda o, çocuklar tarafından daha çok beklenilen biri olarak Avrupa’da ve ABD’de anılmaktadır. Aziz Nicolas (Noel Baba) değişik ülkelerde farklı şekillerde figüre edilmektedir. Özellikle eşeği veya atı üzerine oturmuş olarak gökte uçar şekilde tasvir edilmiş hâli dikkat çekmektedir. Ancak Noel Baba’nın orijininin ne olduğu hususu şu ana kadar aydınlığa kavuşturulamamıştır. Onun ABD’de doğduğu ve aralarında Alman, Hollandalı, Avusturalyalı birçok kimsenin bulunduğu Avrupa’dan göç eden nüfuslar yoluyla gelen geleneklerin karışımından ortaya çıktığı da sanılmaktadır. Claude Levi Straus, asrın başında Avrupa’da görünen Noel Baba’nın ününün ABD’nin etkisi ve prestiji ile şaşırtıcı bir şekilde arttığını belirtmektedir. (Nicole Vielfauce, Fetes et Gateaux de L’Europe Traditionnelle de L’Atlantique a L’Oural,Paris 1984 51-52.)

Adına ilk kez 1521’de Almanya ve Fransa sınırında yer alan Alsace bölgesinde rastlanan Noel ağacı, başlangıçta Ren Nehri kıyılarında Noel arifesinde Cennet Ağacı’nı temsilen süslenen köknar ağacı idi. Cennet Ağacı düşüncesinin belki Eski Ahid’de sözü edilen Aden bahçesi ortasındaki ağaçla (Tekvin, 2:9.) irtibatı kurulabilir. Bu ağacın dallarına elmalar asılır ve parlak süsler takılırdı. (Büyük Larousse, XVII, 8695.) Çiçeklerle, mumlarla ve rengârenk süslerle bezenen çam ağacının, Kelt rahiplerinin tanrılarına sungularını astıkları meşe ağacının yerini aldığı belirtilmektedir. (Genç Larousse, XIV, 4316.) Günümüzde Noel’in en belirgin sembolü hâline gelmiş olan çam ağacı kesme âdetinin Baltık sahillerinde yaşamış tötonların dininden bir kalıntı olduğuna da işaret edilmektedir. (Mehmet Aydın, Dinler Tarihine Giriş, Konya 1993, s.129.)

Almanya’da 1700’den itibaren adı geçmeye başlayan Noel Ağacı, Orleans Düşesi Mecklembourglu Helen tarafından 1837’de Paris’e (Tuileries Sarayı) sokulur. Bu gelenek 1870’den sonra Fransa’da (Büyük Larousse, XVII, 8695.), oradan da tüm Hristiyan ülkelerine ve hatta İslam ülkelerinin büyük bir bölümüne yayılır.

Sonuç olarak Noel, dinî bayramlar içinde çok karmaşık bir orijine sahiptir. İlk Hristiyanlar tarafından bayram olarak Noel değil, sadece kutsal cuma ve Paskalya kutlanmıştır. İlkel bir inanç olan Mithra kültünden bazı motifler taşıyan Noel ancak IV. yüzyıldan sonra kutlanmaya başlanmıştır. Roma’da, Ortaçağ’da ve Batı dünyasının folklorik geleneklerinde de farklı şekillerde kutlanmıştır.

Noel’in pagan döneminde her ne kadar yılbaşı kutlamaları ile bir ilişkisi olsa da daha sonra dinî bir nitelik kazandığı için yılbaşı kutlamalarından ayrı olarak değerlendirilmiştir. Batı Hristiyanları 25 Aralık’ta, Doğu Hristiyanları da 6 Ocak’ta tamamen dinî bir atmosfer içerisinde Noel gününü, 1 Ocak gecesi ise yılbaşını kutlarlar.

Hristiyanların kendi içlerinde de artık Noel kutlamalarını ve bununla birlikte Hz. İsa’nın doğumuna ve enkarnasyonuna dair yerleşmiş olan Hristiyan geleneğini tenkit eden kesimler ortaya çıkmaktadır. Genellikle protestan çevreden gelen bu tenkitler “efsane olan Noel nasıl gerçek oldu?” sorusuyla dile getirilmektedir. Bunlar Noel’in tamamen paganizmden kalma birtakım âdet ve şenliklerden ibaret olduğunu, Hz. İsa’ya herkesin şu veya bu şekilde saygı ve sevgi beslediği için böyle bir inancın etkisinde kalarak, onun doğumuna nispet edilen Noel’e ister istemez ilgi duyduğunu, bu şekilde başlangıçta belki de yalnızca sade kutlamalarla geçiştirilen Noel törenlerinin sonraları ticari bir sektöre dönüştürüldüğünü ifade etmektedirler. Hatta bazıları işi teolojik noktaya kadar götürmekte ve İsa’nın doğumu ve enkarnasyonu ile ilgili mevcut düşünceleri mantık dışı bulmaktadırlar. Eleştirilerini “apaçık bir efsaneyle uğraşmış olmuyor muyuz? Bugünkü çağdaşlarımızdan bu tür efsanevi sözlere gerçek gözüyle bakmaları beklenebilir mi? Noel, Noel Baba, Noel Ağacı, İsa’nın enkarnasyonu, Teslis vs. hususlar tam anlamıyla birer mittir.” (bkz., Christoph Schönborn, Noel, Quand le Mythe Devient Realite, Fr. terc. Marie-Ange O’Connell, Paris 1991, s. 11; H. Rahner, Mythes Grecs et Mystere Chretien, Fr. Terc. H. Voirin, Paris 1954.) gibi cümlelerle sürdürmektedirler.

Netice itibarıyla Noel, Noel Baba, Noel ağacı ile ilgili inanış ve anlayışların tüm yönleriyle Pagan, Eski Roma ve Batı kaynaklı olduğu, bunların gerçekte Hristiyanlıkla bile ilgisinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu sebeple inançlarımızla ve geleneklerimizle bağdaşmayan efsane ve yabancı kültür kaynaklı anlayışların Müslüman toplumlarda yaşanması ve yaşatılmaya çalışılması kabul edilebilecek ve görmezden gelinecek bir durum değildir. Onun için bizler din görevlileri ve din gönülleri olarak bu tür paganist anlayışlarla zihinlerini ifsat etmeye çalışanlara karşı insanımızı bilgilendirmek suretiyle uyarı vazifemizi yerine getirmeliyiz. Zira bizler hayra çağıran, iyiliği emreden, kötülükten meneden bir ümmetiz. (bkz. Al-i İmran, 3/104.) Bu yüzden Müslümanlara “kim bir kavme benzerse o da onlardandır.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 50; Ebu Davud, Sünen, Libas, 5.) gerçeğini hatırlatmalıyız. Evet, hatırlatmalıyız, zira hatırlatmak müminlere fayda sağlar. (bkz. Zariyat, 51/55.)

(Diyanet Aylık Dergi,  Ocak 2012, s. 29)

Prof.Dr. Ali ERBAŞ

Diyanet İşleri Başkanı

Diyanet İşleri Başkanı