Makaleler

Nefis terbiyesi

517
Peygamberimizin, ilk on günü rahmet, ikinci on günü mağfiret, son on günü cehennem azabından kurtulma günleri olarak tanımladığı Ramazan ayının mağfiret günlerini idrak etmekteyiz. Mağfiret, bağışlanma demektir. Hadis-i şerif burada terğîb yani teşvik özelliği taşımakta ve kulları bunu hak etmeye yönlendirmektedir. Aksi takdirde, kul hiçbir şey yapmasa da bu günlerde yaşıyor olması, mutlak olarak feyzinden istifade edebileceği anlamına gelmez. Belki oruç tutarak buna adım atmış olması ve ramazanın diğer kazanımlarını da beraberinde getireceği için büyük bir avantajın içinde bulur kendisini. Diğer günlere göre farkı buradadır. Bunun için daha iyi insan, daha bilinçli bir Müslüman olma amacı doğrultusunda orucun itici gücünden de istifade ederek bu günlerde kendisini iyi bir nefis terbiyesine tâbî tutması gerekir.
Temeli Kur’an ve sünnete dayanan tasavvuf geleneğimizde bu yola giren Müslümandan beklenilen ilk şeydir esasında nefsini terbiye etmesi. “Biz insanı en güzel bir surette yarattık (Tîn, 4) ayetinde ifadesini bulan “en güzel olma” vasfını muhafaza edebilmeleri için bütün mürşidlerin, velilerin, alimlerin, Allah dostlarının irşadlarında en çok üzerinde durdukları husustur nefis terbiyesi. Zaten tasavvuf kavramının tariflerinde de buna büyük oranda vurgu yapıldığı görülür. Kısaca “saflaştırmak, tertemiz yapmak”. Yani kalbi, gönlü her türlü kötülükten temizlemek, nefsin kötü isteklerini terk etmek, Allah Rasulü’nün bizatihi yaşayarak gösterdiği güzel ahlaka ulaşma yolu. Cüneyd-i Bağdadi’nin ifadesiyle, Allah’ın, seni sende öldürüp, Kendinde ebediyen diri kılmasıdır. Yani “mûtû gable en temûtû” (ölmeden önce ölünüz), “hâsibû gable en tühâsebû” (hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz) hadislerini hatırlatmaktadır. Bunu yapmanın yolu da nefis terbiyesinden geçmektedir.İslam alimleri nefis terbiyesini gerçekleştirebilmek için önce nefsi derecelendirmişler, adeta merdivenin basamaklarını tek tek çıkmak gerektiğine dikkat çekmişlerdir. Buna göre nefis terbiyesinde aşağıdaki merhaleler için bazı isimlendirmeler de yapmışlardır. En kısa anlamlarıyla açıklayacak olursak, Nefs-i Emmare: Kötülüğü emreden ve bundan zevk alan nefis. Nefs-i Levvâme: Kötülük yaptığında bundan pişman olup af dileyen nefis. Nefs-i Mülhime: Allah’tan ilham almaya başlayan nefis. Mesela “siz bildiklerinizle amel ederseniz Allah size bilmediklerinizi öğretir” hadisini buna örnek verebiliriz.Nefs-i Mutmainne: Tatmin olmuş, şüphelerden arınıp rahatlamış nefis. Nefs-i Razıyye: Allah’ın yaptığı her şeyden razı olan nefis. Yani “Allah’ım! Sen inan dedin inandım, namaz kıl dedin kılıyorum, oruç tut dedin tutuyorum, zekat ve dedin veriyorum vs. emrettiğin her şeyi yerine getiriyorum ve nehyettiğin her şeyden uzak duruyorum; bunları gönülden yapıyorum ve hepsinden razıyım; sana kul olmak ne güzel Rabbim” diyen nefis. Nefs-i Marzıyye: Yukarıdaki gibi Rabbinden razı olan ve O’nun tüm emir ve nehiyleri karşısında boynunun kıldan ince olduğunu ifade eden kuldan Rabbi razı olmaz mı? Bu da nefs-i marzıyye demektir. Kur’an-ı Kerim, “Ey her türlü şüphelerden arınmış, gönlü mutmain olmuş nefis! Sen O’ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön. Razı olduğum kullarımın arasına gir ve bu şekilde cennetime gir” (Fecr, 27-30) ayetleriyle bu son üç merhaleye birlikte işaret etmektedir. Nefis terbiyesinde son merhale Nefs-i Kâmiledir. Nefsin seçkin, saf, temiz halidir. Olgunluğa ermiş nefstir. Bu mertebeye yedi kademede erişilir.

Tek tek açıklamaya çalıştığımız bu merhaleler ulaşılmaz hedefler değildir. Bunun için başta peygamberimiz olmak üzere sahabe hayatından ve tarihimizde iz bırakmış Allah dostlarının hayatlarından örnek almalıyız. Onların hayat ve hatıratları ile ilgili eserleri okumalıyız. Kur’an’a ve sünnete bağlılıklarını müşahede ederek bu konudaki titizliklerinden istifade etmeliyiz. Esasında hedefe giden yolu yukarıda bahsetmiş olduğum iz bırakan Allah dostlarından birisi olan Yunus Emre gösteriyor: Şeriat, tarikat yoldur varana; Hakikat, marifet andan içeru. Yani önce şeriatı öğrenmek gerekir. Bunun temeli de Kur’an ve sünnete dayanır. Bu konuda bilinmesi gereken asgari İslâmî bilgiye sahip olmak gerekir. Bunun için “beşikten mezara kadar ilim taleb ediniz, bilgi edinmeye çalışınız” hadis-i şerifi rehberimiz olmalı. Öğrendiklerimizle amel etmek bir tür şeriatı yaşamaya gayret etmektir ki bu da tarikattır. Yani hedefe doğru yola koyulmak. Hedef nedir, hakikat ve marifet. Yani inancımız ve ibadetlerimizle ilgili yapıp ettiklerimizin hikmetine artık vakıf olmak. Taklitten tahkike geçiş yapmak. Bildiklerimizle amel edersek Allah bize bilmediklerimizi öğretecektir. Bu vesileyle kim olduğumuzu, yaratılış gayemizin ne olduğunu daha iyi anlamış olacağız. “Nefsini bilen Rabbini bilir” düsturundan hareketle marifete ulaşmış olacağız. Ramazanın ikinci on gününde marifeti elde ederek mağfirete ulaşmayı Rabbim hepimize nasip etsin.

Prof.Dr. Ali ERBAŞ

Diyanet İşleri Başkanı

Diyanet İşleri Başkanı