Makaleler

Kur’an’da şükür kavramı

543
Ramazan’ın yarısını tamamladık, büyük nimetler içerisinde sonuna doğru yaklaşıyoruz. Bu kadar bol nimetin şükrünü yeterince eda edebiliyor muyuz? Konu gerçekten çok önemli, Kur’an’da nasıl ele alınıyor, bu yüzden birkaç yazıyla üzerinde biraz durmak istiyoruz. Sözlükte “karşılığını vermek, yapılan iyiliği dile getirmek ve sahibini övmek” anlamına gelen şükür, ahlak kavramı olarak “yapılan iyiliğin kadir ve kıymetini bilip makbule geçtiğini dile getirmek, iyilik edeni övmek, nankör olmamak” demektir. Bu da nimeti bilme, elde edilen nimetten dolayı sevinç duyma, nimete karşılık olarak yapılması gerekeni dil, beden ve kalp ile yerine getirmek suretiyle olur (Dini Kavramlar Sözlüğü, DİB yay, s. 543).
Abdülkadir Geylânî şükrün çeşitlerini şöyle izah etmektedir: Şükür dil, kalp ve organlarla olur. Dil ile şükür: Nimetin Allah’tan olduğunu kabul etmektir. Kendine, gücüne, kuvvetine ve kazancına dayandırmamaktır. İnsan o nimet için sebep ve vasıtadır. Onu taksim eden, gönderen, var eden, onunla uğraştıran, sebepleri yaratan azîz ve celîl olan yüce Allah’tır. Kısmet eden O, veren O, var eden O’dur. Şükre en layık olan O’dur. Hediyeyi getiren uşağa bakılmaz, gönderen efendiye bakılır. Bu hakikati bilmeyenler hakkında yüce Allah, “onlar dünya hayatından görüleni bilirler, ahiretten ise habersizdirler” (Rum, 7) buyurmuştur. Kalb ile şükür: Bütün nimetlerin ancak Allah’tan olduğuna sürekli bir itikadla sağlam bir şekilde bağlanmaktır ki, dil ile şükür, kalbindeki şükrün tercümanı olur. “Allah, gizli ve açık olarak nimetlerini size bol bol vermiştir” (Lokman, 20), “Sizde nimet adına ne varsa, hepsi Allah’tandır” (Nahl, 53) ve “Allah’ın nimetlerini sayacak olsanız saymakla bitiremezsiniz” (İbrahim, 34) buyuruluyor ki, mümin için Allah’tan başka nimet verici yoktur. Organların şükrü ise bütün organlarını yüce Allah’a ibadette hareket ettirip kullanmaktır” (Elmalılı,Hak Dini Kur’an Dili (Sadeleştirilmiş nüsha), 6, 414).

Kur’an’da, insanların arasından ayetlerini okuyan, onları her türlü kötülükten arındıran, kitap ve hikmeti öğreten, ayrıca bilmediklerini de öğreten bir peygambere ümmet olmak en büyük nimet olarak kabul edilmekte (Bakara, 151) ve “öyleyse yalnız beni anın ki ben de sizi anayım; bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin” (Bakara, 152) denilerek bu büyük nimete sahip olma karşılığı olarak Müslümanın şükretmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Hidayetin Allah’ın elinde olduğu, dilediğine hidayet edip dilediğini saptırdığı gerçeğini göz önünde bulundurursak, gerçekten de Müslüman olmaklığımız en büyük şükür sebeplerinden birisi, hatta en başta gelenidir. İslam tarihine baktığımız zaman Hz. Peygamber’in en yakınında olan bazı kimselere hidayetin nasip olmadığı, ancak kendisiyle kan bağı ve hiçbir yakınlığı olmayan insanların tereddütsüz Müslüman olduklarını görmekteyiz. Bunun için insanın sahip olduğu imanının ve Müslümanlığının kıymetini bilmesi ve bunun şükrünü eda etmesi gerekmektedir. Kolay sahip olduğu nimetlerin kıymetini bilmemek insanoğlunun genel karakteristiğidir. Asr-ı saadet Müslümanlarının zor sahip oldukları imanlarının karşılığında gösterdikleri şükür bilinciyle günümüz Müslümanlarının şükür bilinci yan yana konulduğunda aralarındaki uçurumun farkedilmemesi imkansızdır. Bunun için siyer ve hayatü’s-sahabe okumalarımızı artırmamız gerekecektir.

Kur’an’da şükür sebebi olarak gösterilen bir diğer husus insana verilen rızıktır. “Ey iman edenler! Eğer siz ancak Allah’a kulluk ediyorsanız size verdiğimiz rızıkların iyi ve temiz olanlarından yiyiniz ve Allah’a şükrediniz” (Bakara, 172) ayeti bunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Şükrün tam olarak gerçekleştirilmesi, nimeti ihsan edene tam bir teslimiyetle karşılık vererek saygı ve ta’zîmde bulunmaktır. Bu emirlere uymayarak Allah’ın haram kıldığı şeyleri yiyip içenler, böyle nimete karşı nankörlüğe düşecekleri gibi, nimete nankörlük edenler de maddi ve manevi sıkıntılardan kurtulamazlar. Birinden korunsalar diğerine bulaşırlar (Elmalılı, a.g.e., 1, 484-485). Rızkı Allah dilediğine bol bol verir, dilediğine kısar (İsra, 30). Buna göre ister çok versin ister az, her hal ü karda şükretmek gerekir. Rızkı bol olan kimseden diğerlerine ek olarak zekat gibi farz bir ibadetle mâlî bir şükür de istenmektedir. Esasında infak anlamına gelecek, karşılığı sırf Allah’tan beklenen tüm yardımlar bir şükür eda türüdür. Rızkı dar olanlar da buna teslimiyet ve sabır göstererek, az da olsa mâlî şükürlerini sadaka, fıtır sadakası vb. yollarla yerine getirmeliler. Zira Allah Rasulü yarım hurmayla da olsa sadaka vermeyi tavsiye etmektedir (Buhari, Zekat 6). “Andolsun, sizi yeryüzünde yerleşik kıldık ve orda size geçimlikler yarattık. Ne az şükrediyorsunuz?” (A’raf, 10) ayeti de bu hususu desteklemektedir. Zira burada şükür sebebi geçimliklerin miktarı değil, bunların insan için yaratılmış olmasıdır. Yarın devam edelim inşaallah.