Makaleler

İyiliği emir kötülükten nehiy

104
Kur’an ve hadis literatüründe “el-emr bi’l-ma’rûf ve’n-nehy ani’l-münker” diye geçen bu ibareyi “iyiliği emir, kötülükten nehiy” şeklinde Türkçeleştirebiliriz. Konu o kadar önemli ve Müslüman toplumların kulağı bu ibareye o kadar aşina ki, Arapça bilmese de birçok kimsenin konuşma dilinde bir deyim haline geldiğine ve “emri bi’l-ma’ruf nehyi ani’l-münker” şeklinde telaffuz ettiğine şahit olmaktayız. Yani bu ibareyi manasını biliyor olarak artık kendilerine mal etmişlerdir.
Bu vesileyle önce ma’rûf ve münker kelimelerini açıklamaya çalışalım. Ma’rûf, İslam’ın iyi olarak kabul ettiği ve Allah’a itaatin içinde saydığı her şeydir. Münker ise bunun zıddı olup, İslam’ın iyi saymadığı, dinin emirlerine aykırı bulduğu ve Allah’a karşı masiyet olarak gördüğü şeylerdir. Bunların Kur’an-ı Kerim’de yüzlerce örneği vardır, ancak imamların Cuma günü minberden inmeden önce son okudukları bir ayette Cenab-ı Hakk toplumu ayakta tutacak üç şeyi emrediyor ve üç şeyden de nehyediyor. Sanki imam “muhterem Müslümanlar, şimdi size okuduğum şu ayeti geçen hafta yine okumuştum, haftaya da okuyacağım, bu vesileyle kendinizi muhasebe edin bakalım, geçen haftadan bu yana bu konularda ne gibi bir gelişme sağladınız, eksik yanlarınızı gelecek haftaya kadar nasıl telafi edeceksiniz” diyerek minberden inmeden önce şu ayeti okuyor: “Allah şüphesiz adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara bakmayı emreder; hayasızlığı, kötülüğü ve haksızlık yapmayı nehyeder, yasaklar. Tutasınız diye size öğüt verir (Nahl, 90).

Burada dikkat çekilen ve yapılması emredilen üç şey adalet, ihsan ve akrabaya yardım konularıdır. Bunlar gerçekten toplumu ayakta tutan en önemli ilkelerden sayılmaktadır. Adaletin olmadığı yerde zulüm ve haksızlık baş gösterir ve düzen bozulur. Adalet, herkesin ve her şeyin yerli yerinde olması, herkesin hakettiğini alması veya herkese hakettiğinin verilmesi anlamlarına gelir. İşte Allah Teala böyle bir nizamı emrediyor. Bunun da adalet ile sağlanabileceğine dikkat çekiyor. İhsanın kelime anlamı “iyilik” olarak ifade edilmektedir, ancak bu yetersizdir. Cibrîl hadisinden anladığımız kadarıyla ihsan “kişinin Rabb’ini görür gibi ibadet etmesidir” (Buhari, İman, 1). Rabb’ini görür gibi ibadet edebilen insan artık Rabb’ini görür gibi yaşamaya da başlar. Zira ibadetin en önemli fonksiyonlarından birisi de insanı genel yaşantıya hazırlama ameliyesidir. Rabb’ini görür gibi yaşayan bir insanın ne elinden ne de dilinden herhangi bir kötülük gelir mi? İşte o zaman Allah Rasulü’nün tanımladığı Müslüman kimliğine kavuşmuş olur. Yani “Müslüman, elinden ve dilinden Müslümanların –başka bir rivayete göre insanların- emin olduğu kimsedir; muhacir de Allah’ın yasaklarını terkedendir” (Buhari, İman 4-5). Muhacirin bir yerden başka bir yere göç edenlere isim olarak verildiğini biliyoruz, ancak hadiste kötülüklerden uzak durup iyiliklere koşanlara, haramlardan kaçınıp helal şeylerle meşgul olanlara da muhacir denilebildiğini öğreniyoruz. Birincisinde maddî, fizikî bir hicret; diğerinde ise rûhî, manevî bir hicret söz konusudur.

Ayette emredilen bir diğer husus ise akrabaya yardım konusudur. Bu da o kadar önemlidir ki, insandaki iyilik etme ve infak alışkanlığı yakınlarla iyi ilişkiler içerisinde olmak ve muhtaç olanlara iyilik etmekle kazanılır. Bir kudsî hadiste Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmaktadır: “Allah Teala şöyle buyurdu. Ben Rahmân’ım ve akrabalığı ben yarattım, onu kendi ismimden türettim. Kim akrabalarıyla ilişkisini devam ettirirse ben de onunla ilişkimi devam ettiririm, kim akrabalarıyla ilişkisini keserse ben de ondan ilişkimi keserim” (Tirmizî, Kitabu’l-Birr ve’s-Sıla, 9). Arapçada akrabalık “rahm” kelimesi ile ifade edildiği için Allah Teala onu “rahîm” isminden türettiğini belirtiyor. “Sıla-i rahm” (akraba ziyareti) deyiminden hatırlayalım.

Yukarıdaki ayette nehyedilen şeyler ise hayasızlık, kötülük ve haksızlık/zulüm kavramlarıyla ifade edilmektedir. Bunların her biri toplumu içinden çürüten ve çökmesine, dejenere olmasına sebep olan hususlardır. İnsanoğlu ar, haya perdesini yırtmaya görsün, artık yapmayacağı kötülük, işlemeyeceği günah kalmaz. Böyle kimseler için halk arasında sık kullanılan bir söz vardır: “Allah’tan korkmuyorsun, bari kuldan utan”. Bu yüzden en ufak şeyden dolayı yüzü kızarıp utananları “ne utangaç insan” diye eleştirmek yerine bağrımıza basıp taltif etmeliyiz. Zira “haya imandandır” (Buhari, İman, 16). Özellikle çocuklarımızı haya duygularını zayıflatacak tehlikelerden korumalıyız. Nehyedilen bir diğer konu ise münker, yani her türlü kötülüktür. Yukarıda belirttiğimiz gibi İslam’ın iyi saymadığı, dinin emirlerine aykırı bulduğu ve Allah’a karşı masiyet olarak gördüğü şeylerdir. Haksızlık ve zulüm ise, adaletin olmadığı yerde olur. Müslümanın en önemli görevlerinden birisi haksızlık ve zulüm karşısında hep Hakk’ın, haklının ve adaletin yanında yer almaktır. Öyleyse her Cuma namazında mealini de dinlediğimiz bu ayete göre hayatımızı tanzim etme ve ideal toplumun oluşmasına katkı sağlamalıyız. Zira iyiliği emir ve kötülükten nehiy Müslümanların ortak sorumluluğudur.

Prof.Dr. Ali ERBAŞ

Diyanet İşleri Başkanı

Diyanet İşleri Başkanı