Makaleler

İnsanlığın En Eski Bayramı NEVRUZ

234

İnsanlığın En Eski Bayramı NEVRUZ

Prof. Dr. Ali ERBAŞ – DİB Eğitim Hizmetleri Genel Müdürü

 

Nevruz’un, dünyadaki en eski bayramlardan biri olduğu söylenilmektedir. Rus yazar B.A. Baytamrev’in değerlendirmelerine göre 5000 yıldan fazla bir zamandan beri var olduğu iddia edilmektedir. Bu iddiayı ortaya atanlar delil olarak kelimenin etimolojik yapısını ele almaktadırlar. Çünkü “Nevruz”, “nev” ve “ruz” parçalarından meydana gelmiştir. İran ve Türkmen kökenli dillerde kullanılan ve “yeni” manasına gelen “nev” kelimesinin sonundaki “v” harfi bazen de “y” olarak tüm Avrupa milletlerinin dillerinde de kullanılmakta ve aynı manaya gelmektedir. Bazı iddialara göre “nevruz”un daha ilkel putperest kültürlerden gelmekte olduğu varsayımlarını kanıtlamaktadır. Bu kültürün, insanlığın başlangıç tarihlerinde zaman zaman tüm milletler için ortak olduğu ve temelinde aynı kozmopolit zaman ve mevsim değişimi (ilkbahar ve sonbahar, gün-gece eşitliği, yaz ve kış mevsimlerinde güneşin açısı gibi) görüşleri yatmaktadır ve dünyadaki kıtalarda bu şekilde dağılıp bilinmektedir. (B .A. Baytamrev, Tarih ve Etnoğrafya Açısından Nevruz, Çev. Yıldız Pekcan s.4)

“Yeni gün” Arapça eserlerde çok defa “neyruz” (Kalkaşandi, Subhu’ha’şa, 11, 408) şeklinde geçmektedir. İran Şemsi senesinin birinci günü olup müslümanların kutladığı kameri yıl takviminde gösterilmemiştir. Ahemeniler (M.Ö.558-330) Ahemenes’ten çıktıkları söylenen Pers hükümdar soyu (İ.Parmaksızoğlu, “Nevruz”, Türk Ansiklopedisi, III, 232.) zamanında resmi sene, güneş koç burcu mıntıkasına girdiği zaman nevruz ile başlamakta idi. Fakat halk arasında daha yaygın ve daha eski adete göre güneşin yaz inkilabı “nevruz” sayılmış olmalıdır. (El-Biruni, el-Asaru’l-Bakiye ani’l-Kurüni’l-Haliye s. 215-216.) Bu dönem hasat zamanına rastlamakta ve halk şenlikler yapmaktaydı. (R.Levy, “Nevruz”, İ.A,IX,233.)

Gulat-ı Şia’dan sayılan, bâtınî meşreb olup Mazdekiyye, Babekiyye ve Muhammere (kızıl taç ve kızıl elbise giyenler) diye isimlendirilen -ki bunlar Türkçe’de “kızılbaş” terimiyle de anılmaktadır- gruplar için “Nevruz” yani 21 Mart günü büyük bayramdır. Bektaşiler gibi onlar da Nevruz’u Hz.Ali’nin doğduğu gün olarak kabul ederler. O gün Abdal Musa adına bir kurban kesilir ve o akşamki toplantıdan sonra dede köyüne döner. Bu yüzden aralarında “çiğdem bitti, dede yitti” sözü, bir atasözü halinde söylenegelmiştir (Abdülbaki Gölpınarlı, “kızılbaş”, IA, VI, 794.)

Nevruz’un eski Orta Asya, Ön Asya kavimleri de yılın başı sayıyorlardı. Arapça’da “Neyruz” olarak ifade edilen bu gün, güneşin koç burcu gölgesine girdiği günün yani 22 Mart gününün adıdır. Güneşin kuzey küresine yönelmeye başladığı dönemin ilk günü demektir. İlkel bir geleneğe göre Tanrı insanı “nevruz”da yarattığı gibi, koç burcunda bulunan bütün yıldızlara, kendi feleklerine (göklerine) gitmelerini ve dönmeye başlamalarını da bugün buyurmuştur. İran mitolojisine göre Nevruz, biri âm (genel) biri de hâs (özel) olmak üzere iki güne verilen addır. Genel anlamda Nevruz, Cemşid’in (asıl adı Cem) bütün dünyayı dolaştıktan sonra Azerbaycan’da karar kılarak buraya yaptırdığı sarayın salonunda tahta oturduğu gün demektir ki, bu parlak günü bayram olarak ilan etmiştir. Bu olay “Ferverdin” ayının ilk gününe rastlar. Ondan sonra da yılbaşı olarak kabul edilmiştir. Özel anlamda ise Cemşid’in İran tahtına çıktığı güne denir. Cemşid 6 Ferverdin tarihinde tahta çıktığına göre 1-6 Ferverdin günleri Nevruz bayramı olarak kutlanmıştır. Bu günlerde İran şahları tebalarının vergi borçlarını, hapis cezalarını affetmeyi adet edinmişlerdir. İslamiyetten sonra bilhassa Abbasiler devrinde bayram olarak kutlanan “Nevruz”, aynı zamanda Sa’sanilerde olduğu için, Halife el-Mütevvekkil 859’da nevruz gününü 17 Hazirana aldırmıştı. Ama bu değişiklik, devlet memurlarınca benimsenmediği için el-Mu’tadıd Nevruz gününü 11 Hazirana almak zorunda kaldı. Büyük Selçuklular veziri Nizamü’l-Mülk ise, topladığı astronomlara hazırlattığı ve Sultan Melikşah’a ithaf ettiği takvimde Nevruz gününü eski geleneklere bağlı olarak takvim-i Celali’nin yani güneş takviminin ilk günü olmak üzere tespit ettirdi. Vergi tahsilatını ise, tarım ürünlerinden alınan vergileri hasat mevsiminin sonuna öteki vergileri de yine nevruz tarihine bağlayarak iki takside ayırdı. Bu sistem, Büyük Selçuklulardan sonra aynı bölgede kurulan bütün devletlerce de uygulanmıştır. Nevruz’un bayram olarak kutlanması ise, gelenek halinde devam edegelmiştir. Sa’saniler, Abbasiler, Büyük Selçuklular, Moğollar, Safeviler ve Osmanlılar devirlerinde İran’dan Mısır’a kadar bütün Asya halkları bu günü ve onu izleyen haftayı bayram olarak kutlamışlardır. Yalnız Anadolu ve Rumeli’de bu bayram yerini daha sonra “Hıdırellez” gününe bırakmıştır. Bugün de Irak ve bilhassa Musul bölgesinde Nevruz, Mehrecan-ı Rebîî adı ile resmen kutlanmakta, İran devletinin ise Safevilerden beri resmi bayramı olarak devam etmektedir. (İ.Parmaksızoğlu , “Nevruz”, Türk Ansiklopedisi, XVV, 218-219.)

Nusayrilerin dahi bayram olarak kutladığı Nevruz’u Biruniye göre Kisralar başlatır ve halkına ihsanlarda bulunurdu. Bu bayram İran’da 6 gün boyunca kutlanırdı. 1. gün, halka hediyelerin verildiği “Nevruz-u âmme”, 2. gün aristokrat ve zenginlerin ağırlandığı, 3. gün, savaşçılar ve din adamlarının, 4. gün Kisranın kendi ailesinin ve akrabalarının, 5. gün saray görevlilerinin ağırlandığı ve eğlendikleri kutlamalardı. 6. günü ise Kisra kendisine ve has adamlarına ayırmaktaydı. (El-Biruni, a.g.e., s. 215-216; Encyclopedia of religion Ethiçs, V, 872.)

Selçuklular döneminde de Nevruzla ilgilenildiğini Cevdet Paşa şöyle anlatır: “Miladi 1072-1073 senesinde Celaleddin-i Selçuki zamanında servet çoğalıp hikemî ilimler de pek çok gelişerek bazı yeniliklere girişildiği sırada rasat (astronomi) işine de itina gösterilip 1074-1075 senelerinde meşhur Nizamülmülk’ün topladığı heyetçilerin kararıyla güneşin koç burcuna nakli günü “nevruz” sayıldı ve 1075-1076 yılı başında Nevruz yeni takvimin başlangıcı olarak kabul edildi. Bununla da yetinilmeyerek, Ömer Hayyam Ebu’l-Muzaffer Meymun-l Vasıti ve Muhammed Hazım gibi bu işe memur edilen alimler 1078-1079 senesinden itibaren meydana getirdikleri şemsi tarihe “Tarih-i Celali” adını verdiler. Bunda güneşin koç burcuna naklettiği Nevruz’u sene başı olarak kabul ettiler.(Ahmet Cevdet Paşa, Takvim-i Edvar, Matba-i Ebuzziya, 1300, s. 49.)

Fuat Köprülü de Nevruz’un milli bayram ilan addedilerek kutlanışının İran ananelerinden olduğunu, İslamiyet’in İran’da yayılıp yerleşmesinden sonra bu ananenin Şiilik sayesinde geliştiğini ifade etmektedir. (Mehmet Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, II, 637,)

Nevruz’un Osmanlı Döneminde de sayılı günlerden biri olarak kutlamak, güneşin koç burcuna girdiği anda nevruziye denilen bir macun veya tatlı yemek adet olmuştur. Sarayda hekimbaşı misk-i anber, türlü baharat ve kokulu otlar ilavesi ile hazırladığı macunu, porselenden yapılmış kapalı kaseler içinde padişaha akşamdan takdim eder ve kendisine hil’at (süslü kaftan elbise) giydirilirdi. Nevruziye kadın efendilere, sultanlara ve mühim şahsiyetlere de verilir ve bu macundan yemenin kuvvet ve şifa verici olduğuna inanılırdı. Osmanlıların son zamanına kadar nevruz ananesinin devam ettiği ve saray eczanesinde tertip olunan nevruziyelerin mevkî sahiplerine gönderildiği, halkın da bu adete uyarak Nevruz’da hiç olmazsa tatlı yediği zikredilmektedir. Nevruz münasebetiyle sadrazam padişaha donanmış atlar, kıymetli taşlarla bezenmiş silahlar ve pahalı kumaşlar gibi hediyeler verir ve bunlara “nevruziye” denirdi. Nevruz gününde divan şairlerinin de hediye almak için büyüklere kaside sundukları kaydedilmektedir. (R.Levy, “Nevruz”, İA, IX, 234.) Buna örnek olarak Rami Paşa’nın oğlu Refet Bey tarafından Damat İbrahim Paşa’ya yazılan “Nevruz” redifli uzun kasidenin şu beyitlerini verebiliriz:

Hayatı taze verüp dehre makdem-i nevruz

Hoşa erişti meşam-ı deme dem-i nevruz

Dağıttı leşker-i sermayı sahn-ı gülşenden

Kurunca bargehin şah-ı ekrem-i nevruz (M.Zeki Paralın , a.g.e, II, 688)

Orta Asya’daki Kazakistan ve Kırgızistan gibi devletlerde Nevruz, Sovyet esareti döneminde kesintiye uğramakla birlikte eskiden beri kutlanmakta olduğu, bugün de bütün Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde Nevruz’a çok önem verilerek bayram olarak kutlanıldığı görülmektedir. Mesela, Kırgızlar arasında Nevruz’un üç kutlama şekli vardır:

1- Mart ayının 1. günü eskiden beri tüm Kırgızlar tarafından kutlanır.

2- Mart ayının 9. günü “İran Nevruzu” diye kutlarlar. Kırgız dilinde “kok-taş” (mavi taş) diye telaffuz edilen bayram. Bu bayram hakkında batıl inançları vardır. Buhara’da öyle bir taş varmış ki, Nevruz gününde anında yumuşar ve içine bıçak sokulabilirmiş. Eğer taştan bıçağı hemen çıkarmazsan taş sertleşir ve bıçak içinde kalırmış. Bu inanç büyük bir ihtimalle Buharalılardan Kırgızlara geçmiştir.

3- Kazibek Nevruzu: Suiks Sul-tanlığı’nda yaşayan Kırgız Astronoma göre, Baybanist soyu (Kırgız ve Türkmenlerde görülen bir soy), yeni zamanı eski Nevruz’a göre 12-13 gün farklı hesaplamaktadırlar. Nevruz’u tüm Kırgızlar bu sayım stiline göre kutlarlar. Suiks Sultanlığı diye bilinen aşiret ise eski tarihe göre kutlar (B.A. Baytamrev, a.g.e. Mak. s. 37.)

Orta Asya’nın tarım ülkelerinde Nevruz gününde 7 çeşit tahıl mamülleri kaynar. Buğday, pirinç, arpa, darı, kuru üzüm, mısır ve fasülye. Bu ziyafet Sa’sanilerde de hükümdara sunuluyormuş. Taht mutlaka 7 ağacın dallarıyla süsleniyormuş. Bu ağaçların yapraklarına ise, “çoğalmak, üremek, zenginlik, mutluluk, verimlilik” kavramlarını yazıyorlarmış. Rus yazar B.A Baytamrev Nevruz’un, insanların yeni değişikliklere alışmasını sağlamaya yardımcı olduğunu, bununla birlikte eski yıldan yeni yıla geçmesinin törenlerle kolaylaştırılma amacına matuf olduğunu ve yeni yılda bereket ve verimliliğin amaç edinildiğini belirtmektedir. (B.A. Baytamrev, a.g.e. Mak. s. 13.)

Bütün Türk Cumhuriyetlerinde ve İran’da Nevruz kutlamaları yapılmaktadır. Bu bayram, dinî değil, geleneksel bir bayramdır. Son yıllarda devlet tarafından hem Türkler ve hem de Kürtler arasında resmî olarak ilkbaharda kutlanmaktadır. Nevruz, ilkbaharın gelişini, tabiatın yeniden doğuşunu ve insanların ruhen tabiatın uyanışına katılmalarını ifade eder. Dahası o, farklı kültürler arasındaki bağları kuvvetlendirir.

Nevruz, ilkbaharın gelişini, tabiatın yeniden doğuşunu ve insanların ruhen tabiatın uyanışına katılmalarını ifade eder. Dahası o, farklı kültürler arasındaki bağları kuvvetlendirir.

 

(Diyanet Aylık Dergi, Mart 2015, s. 54)

Prof.Dr. Ali ERBAŞ

Diyanet İşleri Başkanı

Diyanet İşleri Başkanı