Makaleler

Hoş geldin Ya Şehr-i Ramazan

60

 Kameri takvim uygulaması ile her yıl on gün erken gelen Ramazan ayı münasebetiyle “Hoş geldin Yâ Şehr-i Ramazan” vb. sözlerle ışıl ışıl parıldayan mahyalar minarelerdeki yerlerini bu yıl da aldı. Osmanlı döneminde muhtemelen 16. yüzyılın ikinci yarısında Sultan I. Ahmet döneminde kullanılmaya başlayan bu mahyalar Ramazan ayının aydınlığını ruhlarımıza aksettirmekte ve on bir aydır beklediğimiz misafirimizin artık teşrif ettiğini haber vermektedirler.

Etimolojik olarak Ramazan kelimesinin tahlilini yapacak olursak birkaç yoruma yer vermemiz gerekecektir: “Sonbahar yaklaşırken yağıp yeryüzünü tozdan temizleyen yağmur” manasına “ramdâ” kelimesinden geldiği, dolayısıyla bu yağmurun yeryüzünü temizlediği gibi Ramazan ayının da mü’minleri günahlardan temizlediği belirtilmektedir. Ayrıca “güneşin şiddetli hararetinden taşların yanıp kızması” anlamına gelen “ramad” kelimesinden geldiği, dolayısıyla kızgın yerde yürüyen kimsenin ayaklarının yanıp maşakkat çektiği gibi oruçlunun da açlık ve susuzluğa katlanarak zorluk çektiği, ateşin, sıcağın kendisine temas ettiği şeyleri yaktığı gibi oruçla geçirilmiş Ramazan’ın da günahları yakıp yok ettiği, bu yüzden bu aya “Ramazan” isminin verildiği ifade edilmektedir.

Bunların dışında başka açıklamalar da vardır. Ancak kelimenin kökü nereye dayanırsa dayansın Ramazan ayına kudsiyyetini veren esas faktör onda Kur’an’ın inmiş ve bu ayın başından sonuna kadar oruçla geçirilmesinin Müslümanlar için farz olmuş olmasıdır. “Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğruyu ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an’ın indirildiği aydır. Öyle ise sizden Ramazan ayına ulaşanlar oruç tutsun. Kim o anda hasta veya yolcu olursa (tutamadığı günler sayısınca) başka günlerde kaza etsin. Allah sizin için kolaylık diler, zorluk istemez. Bütün bunlar sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık Allah’ı tazim etmeniz, şükretmeniz içindir (Bakara 185)” ayeti bunu açıkça ortaya koymaktadır. Ayrıca Peygamberimiz’in şu hadisleri de bu hususu oldukça güçlü bir üslup ile te’yid etmektedir: “Ramazan ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da zincire vurulur” (Müslim, Sıyam 2, 1079). “Her kim imanı sebebiyle ve sevap umarak Ramazan’da oruç tutarsa; geçmiş günahları bağışlanır” (Buhâri, İman, 28). “Ramazan girip çıktığı halde günahları affedilmemiş olan insanın burnu sürtülsün; anne ve babasına veya bunlardan birisine yetişip de onlar sayesinde cennete giremeyen kimsenin de burnu sürtülsün; ben yanında zikredildiğimde bana salât okumayan kimsenin de burnu sürtülsün” (Tirmizi, Davet 110). “Kadir Gecesi’ni kim sevabına inanıp onu kazanmak ümidiyle ihya ederse, geçmiş günahları affedilir” (Tirmizi, Savm 83) hadis-i şerifleri bu ayın üstün faziletini ortaya koymaktadır.

Ayet ve hadislerin dışında bu ayın faziletini ve halk arasında “onbir ayın sultanı” olarak anılmasını te’yid eden başka faktörler de vardır. Zira o Kur’an’da ismi açıkça geçen tek aydır. Kur’an-ı Kerim bu ay içerisinde indirilmiştir ve “bin aydan daha hayırlı” olduğu belirtilen Kadir Gecesi bu ay içerisinde yer almaktadır. İslam’ın beş temel farzından biri olan oruç ibadeti bu aya aittir. İftar ve sahurun heyecanını yaşamak, teravih namazı kılmak, fıtır sadakası vermek bu aya mahsus bir ibadettir. Ramazan’ın son on gününde itikâfa girmek Peygamberimiz’in vefatına kadar uyguladığı sünnetlerindendir. Ramazan ayında mukabele okumak medeniyetimizin en önemli değerlerinden kabul edilmektedir. Rasûlullah, Ramazan ayı çıkıncaya kadar Kur’an’ı Cebrail Aleyhisselam’a okuyarak arzeder ve adeta sağlamasını yapardı. Kur’an ayında gerek mukabelelere iştirak ederek, gerekse ferdi olarak Kur’an’ı tilavet ederek anlamaya çalışmak mü’minlerin en fazla meşgul olması gereken nafile ibadetlerden birisidir. İleriki yazılarımızda bu hususları daha detaylı olarak ele alıp anlatmaya çalışacağız inşallah.

Yeni Şafak 18 Haziran 2015