Makaleler

Duanın anlam ve önemi

317
Dua bizim için her zaman önemli ama Ramazan ayında o kadar iç içe oluyoruz ki, bu vesileyle bazı hususları yeniden hatırlatmakta fayda var dua ile ilgili. Sözlük anlamını vererek başlayalım isterseniz: “Davet etmek, nida etmek, yardım istemek, yalvarıp yakarmak”. Istılahta ise, Yüce Yaratıcı’ya yönelerek ondan istek ve dilekte bulunmaktır. Allah’ın büyüklüğü karşısında kulun aczini beyan etmesidir. Allah katında kula verilmiş sınırsız bir hazinedir. Kulun Allah ile beraber yaşamasıdır. İhlasa giden yoldur. Rabbine karşı ihlas ve samimiyettir. Acziyyeti kabullenip tüm fazlalıkları bir kenara bırakarak Tek olana yönelmektir. “Secde et ve yaklaş” emrine ittibâen el açıp, boyun büküp, secdeye kapanarak yakîn olma halidir dua. Kur’an-ı Kerim’de ise, Allah’a iman etmek (yunus,106), yardım istemek (bakara,23), istemek (mümin,60), söz (yunus,10), nidâ (isra,52), isim koyma (nur,63), iman (Furkan,77) manalarında kullanılmıştır dua kelimesi.
Kulun her nefesi Hû’dur. Her nefes duadır. Dua her daimdir. Her nefes alıp verdikçe dua etmiş olur insan bilerek ya da bilmeyerek. Müslüman eğer bunun farkında olursa yaşadığı her an ibadete dönüşür. Hele kalbinin her atışına Allah dedirtebilirse, bunun kıymeti hiçbir şeyle ölçülemez.

Asıl dili gönül dilidir duanın. Duada ellerimizi açtığımız kadar gönül dilimizi de açmalıyız. Avuçlarımızı açıp göğe döndürdüğümüz gibi, aczimizi de, fakrımızı da Rabbimiz’in dergahında itiraf etmeli ve hissetmeliyiz. Bir istek, bir arzu, bir özlem, hangi dilden olursa olsun, gönlümüzün diliyle, içtenliğimizin dudağıyla söylenince sahici bir yakarışa, sıcacık bir yakınlığa dönüşür dua. Bir başka kültürün, bir başka insanın duasını da bu içtenliği ve yakınlığı yakalayıp dilimize getirdiğimiz anda “bize ait” ve “bizden” yaparız. Kabulüne inanarak, cevap verileceğinden emin olarak dua etmek duanın sesini yükseltir. Yakarışın yankısını güçlendirir. Özellikle Kur’an’da Rabbimiz’in bize öğrettiği duaların, şefkatli Peygamberimiz’in mübarek diliyle telaffuz ettiği yakarışların Arapça söyleyişlerinin vahyin ve nebevî kelamın her an taze olan diriliğine taşıyan canlı bir ten olduğunu ifade etmek gerektir. Bu duaları Arapça lafızları ile söylemek, bu ulvî diriliği dilimize, damağımıza, dimağımıza, kalbimize taşımak anlamına gelir (Semine-Senai Demirci, Her Güne Bir Dua, s. 9).

Dua ve iman sanıldığı gibi yalnızca korkunun neticesi değildir. Kişi kendini kul hissettiği her an ağzında dua, gönlünde iman taşır. Menfaat uğruna söylenmiş kelimeler değildir dua. Aksine bir emir ve ibadettir. Fıtrî bir ihtiyaçtır. Nimetin farkına varmaktır. Tozla kaplanmış fıtratı gözyaşı ile temizlemektir. Dua ontolojik bir olgudur. İnsanın yaratılışında, oluşunda mevcuttur. Her an Rabbiyle bir olmasını sağlar dua insanın. Fakat dinden ve duadan uzak olan kişi kendini yalnız hisseder ve zamanla egoistleşir, bencilleşir.
Kardeşi için yaptığı duadır kulun en güzel duası. Kul kendisi için dua ettiğinde nasıl bir huşû içerisinde ise o duaya kardeşi için de âmin demelidir. Peygamberimiz’in ümmetine dahil olmak bu bilinci gerektirir. Camide belki de kendilerini tanımadan omuz omuza verdiğin kardeşlerinin her ne sıkıntısı var ise giderilmesi için dua ettiysen melekler o duaya senin için de âmin demez mi? Bir fiili dua vardır bir de kulun elinin yetişmediğine ettiği kavli dua. Kul ümid ettiğine ulaşmak için sebeplere müracaat eder. Yapabileceği her şeyi yapıp artık eli yetişmiyorsa Rabbine acziyet içerisinde boyun eğer, el açar. Duanın kabulü O’nun ‘ol’ demesi iledir yalnızca. Kul şüphe duymamalıdır duasının duyulacağından. Şüphe duymadığı gibi icabet edilmesinde de acele etmemelidir. Zira şu ayet böyle inanmamızı gerektirmektedir: “…Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken siz onu seversiniz. Allah bilir siz bilmezsiniz” (Bakara,216). Her daim hatırlamak gerekir ki Allah Rahim’dir ve bize bizden daha merhametlidir ve daha yakındır. Hatta şah damarımızdan daha yakındır (Kaf, 16). Allah Rasulü şöyle buyurdu: “Gecenin üçte ikisi geçip de son üçte biri kaldığında yüceler yücesi olan Rabbimiz (keyfiyetini bilmediğimiz bir şekilde) dünyanın semasına iner ve ‘Bana kim dua eder ki onun duasını kabul edeyim, Ben’den kim ister ki dileğini vereyim, Ben’den kim mağfiret diler ki onu bağışlayayım’ buyurur” (Buharî, Teheccüd, 14). Evet Rabbimiz bize çok yakın, kendimizden de yakın. O zaman bize düşen O’na dua etmektir. Yarınki yazımızda duanın usul ve esaslarından bahsedelim inşaallah.

Prof.Dr. Ali ERBAŞ

Diyanet İşleri Başkanı

Diyanet İşleri Başkanı