Haberler

Çanakkale: Hasta Adamın Diriliş Cehdi

80

Diyanet İşleri Başkanlığı Eğitim Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Çanakkale Savaşanın 100. yıl dönümü nedeniyle, “Hasta Adamın Diriliş Cehdi: Çanakkale” konulu bir konferans düzenledi.  Araştırmacı-yazar Yavuz Bahadıroğlu’nun konuşmacı olarak katıldığı konferansta, Çanakkale’deki birlik ve beraberlik ruhu ele alındı.

Diyanet İşleri Başkanlığı konferans salonunda düzenlenen konferans, Eğitim Hizmetleri Genel Müdürü Prof. Dr. Ali Erbaş’ın açılış konuşmasıyla başladı. Prof. Dr. Erbaş konuşmasında, Çanakkale Zaferi’nin doğru anlaşılmasının önemine değinerek, Çanakkale Zaferi’nin 100. yıl anısına düzenlenen konferansın, Çanakkale ruhunu anlamaya katkı sağlamasını ve bu ruhu nesillerimize aktarma şuuruna vesile olmasını diledi.

Konferansa konuşmacı olarak katılan araştırmacı-yazar Yavuz Bahadıroğlu, Çanakkale Savaşı öncesindeki süreçle ilgili önemli bilgiler verdi. Çanakkale’ye kimin niçin geldiğinin ve nasıl gitmek zorunda kaldığının, beş bini kadın ve çocuk 250 bin şehitle yazılan destanın, insanımıza çok iyi anlatılması gerektiğini kaydetti.

Bahadıroğlu: “Çanakkale Batı’nın “Hasta Adam” dediği bir milletin diriliş mücadelesidir.”

“Çanakkale, on yedi yıl aralıksız savaşmış, Batının ‘hasta adam’ dediği bir milletin diriliş mücadelesidir. Çanakkale bir mucizeler tarlasıdır. İlahî yardımın tecelli ettiği yerdir. Çanakkale, birlik ve bütünlüğümüzün adresidir.” diyerek orantısız güce rağmen Çanakkale’yi düşman askerine geçilmez kılan dinamiklere değinen Bahadıroğlu, yaşanmış tarihi olaylardan örnekler vererek şunları anlattı:

“İki tip insan vardır: Ayak izi bırakan ve yürek izi bırakan. Tarih ikincisinden bahseder. Aynı şekilde şartlara teslim olan insan vardır, şartları değiştiren insan vardır. Tarih ikincisinden bahseder. Örneğin, Çanakkale kahramanlarının sembol isimlerinden biri olan Seyit Onbaşı’yı başarıya götüren düşünce, doğru tarafta yer almak ve elinden geleni yapmaktı.   Seyit Onbaşı, doğru safta yer aldığını biliyordu. Çünkü Allah için savaşıyordu. Şartlara teslim olmadı, elinden geleni yaptı ve Allah da yardımını esirgemedi. Yaklaşık 300 kg ağırlığındaki top mermisini kaldırıp kundağa yerleştirdi.  Seyit Onbaşı, olanlara kendisi de şaşıracak ve bununla ilgili sorulara “bilmiyorum” diyecekti.”

Bahadıroğlu: “Tarih dizilerde anlatılanlardan ibaret değildir.”

Konuşmasında, millet olarak Çanakkale’de savaşan tarihi kahramanlarımıza iade-i itibar borcumuz olduğunun altını çizen Bahadıroğlu, tarihin dizilerde anlatılanlardan ibaret olmadığına dikkat çekerek, nesillerimize ancak kahramanlarımızı öğrettiğimiz takdirde millet olarak sağlıklı bir özgüven kazanabileceğimizi belirtti.

Bahadıroğlu: “Bedir ile Çanakkale arasında amaç birliği var.”

Bahadıroğlu, İstiklal şairimiz Mehmet Akif’in, “Bedr’in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi” benzetmesini anımsatarak, “Bedir’de savaşanlar niçin savaşmışsa Çanakkale’de savaşanlar da onun için savaşmıştı. Dolayısıyla amaç birliği var.” ifadelerine yer verdi.

Çanakkale mücadelesindeki en önemli üç kavram: “Bismillah, Selam, Kardeş”

Mahiyet itibariyle bir diriliş cehdi ve birlik, beraberlik sembolü olan Çanakkale mücadelesinde en çok kullanılan üç kelimenin altını çizen Bahadıroğlu şunları söyledi:

“En çok kullanılan üç kelime: ‘Bismillah’, ‘Selam’ ve ‘Kardeş’ kelimeleriydi. Yani orada, ırk yoktu; kardeş ve düşman vardı. Düşman ırk gözetmiyordu çünkü… Saldıranların adı “düşman”, savunanların adı ise “kardeşti.” Mehmetçik düşmana karşı aynı ideal uğrunda, Allah için, vatan için omuz omuza savaşıyordu. Başarılarının sırrı buydu. İnanıyorlardı. Ellerinden geleni yapıyorlardı. Sabırla mücadelelerine devam ediyorlardı. İslam ahlakının, sünnet medeniyetinin timsaliydiler. Allah da onlara yardım etmişti. Tıpkı Al-i İmran Sûresi 125. Ayette buyrulduğu gibi: “Evet, sabrettiğiniz ve Allah’a karşı gelmekten sakındığınız takdirde; onlar ansızın üzerinize gelseler bile Rabbiniz nişanlı beş bin melekle size yardım eder.” Onlar zaferi hak etmişlerdi. Çünkü onlar işlerine besmele katıyorlardı. Bizler de hayata besmele katmaya devam edelim.”