Makaleler

Bayram: İlk ödül

73
Büyük çabalar, fedakarlıklar gösterilerek yapılan işlerin karşılığının alındığı gündür bayram. Ramazan Bayramı’nı da böyle değerlendirmek gerekir. Bir aylık nefis terbiyesinin, sabır eğitiminin ödülüdür bayram. Bir ay önce büyük bir heyecanla Peygamberimiz’in: “Allah, ademoğlunun her ameli kendisinindir, yalnız oruç müstesna, o benim içindir, mükafatını verecek olan da Ben’im” dediğini bildirerek tarif ettiği oruç ibadetini amacına ve mehâbetine uygun bir tarzda yerine getirmiş olmanın ilk ödülüdür bayram. “Sahur yapın, çünkü sahurda bereket vardır” diyen Ulu Nebî’nin tavsiyesine uyarak kan uykusundan hiç tereddüt etmeden kalkarak söz konusu berekete tâlib olanın yine ilk ödülüdür bayram. Yüce Yaratıcı’nın emrini başının üstünde taşıyarak sıcak demeden, günler çok uzun demeden, çok zor işte çalışma gibi mazeretlere aldırmadan sadece midesine değil, diline, kalbine, beynine, gözüne kulağına, eline ayağına hülasa bütün bedenine oruç tutturanların ilk ödülüdür bayram. Mü’minin iki sevincinden birisi olan iftar vaktinde gözünün sofrada kulağının ezanda olmasının ve ne kadar aç ve susuz olursa olsun vaktin girişinden başka hiçbir gücün yedirememesi, içirememesi, orucu bozan bir fiili mazeretsiz işletememesi durumlarına gösterdiği tahammül ve rızanın ödülüdür bayram.
Evet oruçlunun esas ödülü, iftar sofrasında beklediği heyecandan kat kat ileri bir heyecanla girmek için beklediği cennet olacaktır, ancak ukbâyı beklemeden dünyadaki ödülünün “bayram” olarak kendisine verilmesini gerektiren yukarıda saydıklarımıza ilaveten başka yaptıkları da vardır oruçlunun. Ramazan ayında inen Kur’an’ı okumasını bilmiyorsa öğrenmeye, biliyorsa okuyup anlamaya ve daha iyi yaşamaya çalıştı. Bunun için Ramazan’ı bir fırsat bildi. Öğrenmeye, okumaya zaman bulamıyorum mazeretlerine nokta koyup, Kur’an’da kurtuluşu hak eden ya da hak edecek olan mü’minlerin vasıflarından birisi olarak yer alan “onlar boş şeylerden uzak dururlar” (Mü’minûn, 3) ayetinden aldığı heyecanla artık zamanı boşa geçirmenin ne büyük bir zarar olduğunu fark etti. Ramazan ayında, imsak gibi bir dakika geciktirilmeden ve iftar gibi bir dakika öne alınamadan yerine getirilmesi gereken uygulamalardan vakit disiplininin ve sabır eğitiminin ne kadar önemli olduğunu anladı. Oruçlu iken girdikleri bir tartışma kavgaya dönüşecekken Peygamberimiz’in “ben oruçluyum de” tavsiyesini hatırladı ve sabır göstererek kavgadan uzak durdu. İftar sofrasında türlü çeşit yemekleri yerken her seferinde akraba ve komşularından ihtiyaç sahibi olanları ve Anadolu’nun neredeyse her beldesine yayılmış iki milyon civarında mülteci kardeşini, Suriye’de, Irak’ta, Ğazze’de, Doğu Türkistan’da, Myanmar’da, Arakan’da, Afrika ve Uzakdoğu’nun pek çok yerinde sahur ve iftar sofralarında yiyecek bir şeyleri olmayan kardeşlerini hatırladı, lokmalar boğazına dizildi ve “vakit iyilik vaktidir, bu Ramazan ve her zaman” temasıyla hayata geçirilen iyilik hareketine katkıda bulundu. İftarda zenginlerin gösterişli sofralarında değil, erzakını temin ederek fakirlerin sofralarını süsledi ve onlarla birlikte iftar yaptı. Zekatını titiz bir şekilde hesaplayarak fakir fukarâ, garip gurabâ iftar ve sahur sofrasından aç kalkmasın diye Ramazan ayı içinde vermeyi âdet haline getirdi. Fitresini ve sadakasını verirken sağ elinin verdiğini sol eli görmedi.
Teravihlere ellerinden tuttuğu çocuklarıyla giderek cami merkezli bir medeniyetin mensupları oluşlarını onlara göstermeye çalıştı. Hele bin aydan hayırlı, bir ömre bedel esenlik dolu Kadir Gecesi’ni öyle bir değerlendirdi ki, gökyüzünden Rablerinin izniyle her iş için tâ fecre kadar inmeye devam eden meleklerle birlikte olduğunu hissederek ibadet ve taat, tevbe-istiğfar ve duaya yoğunlaştı. Nihayet arafe günü geldi çattı, kabir ziyaretleri, tesbih namazları, hatim duaları ile nefsin mertebelerini birer birer çıkarak insan-ı kamil olma yolunda mesafeler katetti. Bütün bunların büyük ödülü tabiî ki rızâ-i Bâri’dir, ancak dünyada hemen alacağı ödül üç gün sürecek olan bayram günleridir. İslam şairi M. Akif Ersoy bu ödül günlerini oldukça duygulu ifadelerle şöyle dile getiriyor:
Âfâk bütün hande, cihan başka cihandır; bayram ne kadar hoş, ne şetâretli zamandır. Bayramda güler çehre-i ma’sûm-i sebâvet; ümmîd çocuk sûret-i safında iyandır. Her cebhede bir nûr-i mücerred lemeânda; her dîdede bir rûh demâdem cevelândır. Âlâm-ı hayatın iki kat büktüğü ecsâd; feyzindeki te’sîr ile âsûde revandır (Ufuklar hep gülmekte, dünya başka dünyadır; bayram ne kadar hoş, ne neşeli bir zamandır. Çocukluğun masûm çehresi bayram gülümser; umut, saf bir çocuk suretinde görünür. Yalın bir ışık parıldar herkesin yüzünde; her an bir ruh dolaşır bütün gözlerde. Hayat acılarının iki kat büktüğü bedenler; onun bereketiyle huzur içinde dik yürürler..). Bu tür bayramların darısı tüm mazlum ve mağdurların başına inşaallah.